İlk Görüşte Aşk ve Dest-i İzdivacıma Mani Olan Cami İmamı

2009-07-10 21:26:00

 Bu aralar aşkla meşkle kafayı bozan yazılarımın ardı arkası kesilmiyor ama şükür ki bu anlatacağım son hikaye, elimizde başka kalmadı Ziyaretçi. :))



İlk görüşte aşka inanmam efendim;


İnanana da inanmam.  (Bu da sosyal mesaj şeysi ;) )


Ama bir gün benim ilk görüşte âşık olasım gelmişti... Bir sabah uyandım ve ilk görüşte âşık olmaya karar verdim. Karar vermekle olur mu bu işler demeyin; olur, oluyor, olduydu.


Yattığım yerden elimi açtım “Allahım ya herkes ilk görüşte âşık oluyor, ben de olayım, şöyle çok aşırı feci yakışıklı, komik, tatlı bi çocukla yolda yürürken çarpışsak, sonra ananemin dediği gibi aramızda bi yıldırım-şimşek olsa; o da aşk şeysime mukabele etse…” dedim.


Niyet ettim Allah rızası için ilk görüşte âşık olmaya.


Niyet ettim etmesine de ben çirkefin önde gideniyim, çocuğun teki bana yolda çarpacak da kitabımı defterimi yere saçacak öyle mi? Hele le le le vay başıma gelen... Açarım ağzımı yumarım gözümü. Brad Pitt gelse saymadığım lafı bırakmam. O yüzden bu pek sağlıklı bir fikir değil. Nefret ederim öyle yolda ağız ayırarak yürüyen erkeklerden. Alık alık yürüyüp, önüne bakmamış ki çarpmış…


O ihtimal iptal; illa benim çarpmam lazım.


Bi de dikkatliyimdir ki yolda yürürken, kimseye çarpmam. Neredeyse koşarak yürüdüğüm için karşıdan gelen birini beğencem de çarpıcam diyene kadar 2-3 metre geçmiş olurum çocuğu.


Çarpışma meselesinden komple vaz geçtim ama olacak yani ilk görüşte âşık olacağım.


Evden resmen âşık olma niyetiyle çıktım o gün. Herkese âşık olabilirim. Potansiyel dehşet; ama malzeme verimsiz...


Kısmet ertesi güneymiş…


***


Alarm sesiyle uyandım sabah.. Dersin başlama saatine alarm kurulmaz ki kardeşim. Bi de ilk gün sonuçta. İlk intiba şeysi…


Aceleyle dişlerimi fırçalarken saçlarımı taramamak için sarı bandanamı (evet sağ üst köşedeki Efes Pilsenliyi, kafama yapışık olduğunu düşünürlerdi bir ara..) taktım. Her derde deva Fenerbahçeli eşofman altımı (ki kendisi hala her derde deva; yatarım, kalkar okula giderim, gelirim geri yatarım hâlâ çıkarmam onu üzerimden) giydim, tabi dizine yoğurt çorbası döktüğümü bileydim giyer miydim? Neyse sarı badimi de çektim üstüme, fırladım evden, koşa koşa yola çıktım.


Belki başka bi yerde olsa seksi bile sayılabilirdim ama her biri tesadüfen dışarıya gelen Vakko yazılı parlak türbanlarıyla kızlar sınıfı düğün salonuna çevirmişler tey tey tey... Ben de annemin süt almaya giderken giydiği terliği de giyeymişim tam olacakmışım…


***


Kapıyı çaldığımda dersin ortalarındaydı sanırım hoca. Saygımdan “Böldüğüm için özür dilerim, girebilir miyim?” diye sordum gayet efendice... “Yok, bekle de bi davetiye yazayım.” Dedi. Anında soğudum adamdan: “Tamam, ben kantinde oturuyorum, şu kıvırcık arkadaşla gönderirsiniz.” Deyip kapattım kapıyı... Zaten çekinerek gitmişim; ne diye ilk günden izmarit muamelesi yapıyorsun uyuz…


***


Zaten ya hep en ön ya da en arka sıra kalır bana. Bu hikâyede en arka boştu. Az önce sınıf dışında yaşadığımız ufak arbededen sonra tüm sınıfın içinden geçip, üzerime sifon çekilmesini bekleyerek oturdum en arkaya. Önümde bir adet kıvırcık kafa (Şu kıvırcık arkadaş getirir davetiyeyi dediğim kıvırcık). Tahtanın sadece dış çerçevesi görünüyor çocuğun kafasından. Gerçi görmem gereken bi tablo da yok zaten tahtada..


Bacak bacak üstüne atıp, çantamı da kucağıma koydum şişkoluğum kapansın hesabı. Yüzümü sol koluma, kolumu da sıraya yapıştırdıktan sonra rüyama kaldığım yerden devam etmeye çalıştım.  Hoca “Neye güldüğünüzü söyleyin de hep birlikte gülelim.” seviyesine gelmeden zil çaldı, mutlu oldum.

 

***



Önümdeki Marul arkasını dönüp “Geçen haftanın notları sizde var mı? Ben bu hafta ilk geliyorum da.” Dedi.


Kahverengi gözlü, geniş alınlı, ayrık kaşlı, zayıf yüzlü, gamzesiz konuşmalı, çarpık gülüşlü, nazik olmaya çalışan kumral erkek yüzü. Why not? diye düşünüp “İyi tamam oldum evet.” Dedim. Âşık olmaya karar verdim… Gayet de ilk görüşte :)


-Pardon anlamadım? Dedi.


-Neyse bakıcaz artık, hayırlısı. (deyip ayağa kalktım) Yok benim defter falan, ben de yeni geldim, bi bakalım etrafta ne var ne yok. Dedim yürüyüp dışarı çıkarken...


Cümle bitmeden yürümeye başlamak devamını merak eden birini peşinden sürüklemenin en süper yöntemidir.. O da kalktı peşimden geldi :


-Ben de bi bakayım. Dedi neye bakacaksak :)

 


***


 

Efenim birincisi hemen yapışıp ilgilenmemek, ikincisiyse sanki yanımda o değil de kim olsa aynı şeyleri konuşacağım izlenimi vermektir ilk görüşte karşıdakini sürüklemenin yolu. Panodaki alakasız haberlerden gözümü ayırmadan “Kargalar 200yıl yaşayabiliyorlarmış, ne ilginç…” diye kendi kendime mırıldanıyorum haberleri ona.


Kafamı kaldırdığımda bana bakıyor bulursam, zemin hazır demektir. Yok o da başka bi şeyle meşgulse bu temayül kimedir anlamaz o civan efendim uzaklaşmak makbuldür.


 

***


 

Kafamı kaldırdığımda alakasız konuşmalarımı dinler buldum onu. ‘E hadi madem gençler aralarında anlaşmış’ dedim içimden, güldüm ama resmen yüzüne bakıp gülüyorum çocuğun; nedensiz görünen nedenli gülmeme nedensiz gülmesiyle karşılık verdi. “Hadi derse girelim.” Dedim cevap vermesini beklemeden yine yürüdüm.


Bildiğim gibi davranan erkeklere bırak âşık olmayı beni şaşırtmadığı sürece hiç bi erkekle uzun süre muhabbetli kalamayacağımı sonradan öğrendim ama o zaman bunu henüz bilmiyordum…



***

 


Sanki çok aşırı feci ilgiliymişim gibi derste bi dinledim bi notlar aldım görsen Ziyaretçi, gülmemek için kendimi zor tutuyorum.


Hoca quizimsi iki sayfa verdi. “Bitiren çıkabilir.” Dedi. İşte benim bütün eğitim hayatımı mahveden cümlelerden biri… İnisiyatifime bırakılan sorumluluklar… Bir hızlı yapıyorum ki soruları atlaya zıplaya okuyarak. Yeter ki çıkabileyim. Kapalı oturumlar geriyor beni ne yapayım…


Sayfaları hızlıca bitirip verdim, eşyalarımı toplamaya başladım. Onun kağıdına baktım çıkarken.


Zaten birinin doğru kişi olup olmadığına o kadar lüzumsuz şeylerden karar veririm ki… Soru edatını ayrı yazması, dahi anlamındaki “de”nin bitişik yazılmaması, konuşurken “kızım” dememesi vs vs…

 


**


 


“Şey baksana, bi dakika!..” dedi arkamdan nefes nefese inen ayak sesi. Sanki yoldan geçen birini ilk defa görüyormuş gibi ilgisiz bi “Evet?”le baktım yüzüne. “Ben, şey, ne tarafa gidiyorsun?” dedi. Başka zaman çemkireceğim tutsa “Neden önemli?” derdim ama bu sefer şirinliğim tuttu; “Şu tarafa.” Dedim yolu gösterip. “Öyle mi benim de bu tarafa.” Dedi tam tersini gösterip. “İyi o zaman yarın yine karşılaşırız derste. Hadi görüşürüz.” Deyip yola döndüm. “Aslında belki ben de biraz oraya doğru yürüyebilirim.” Dedi. Hele le le le.... :) “Sen bilirsin.” Dedim uzatmadan.

Hoşnutsuz bakışlarımı devirdiğimi göstererek buyur ettim yola. “Ama rahatsız edeceksem gelmeyeyim?” dedi. “Nereye? Bizim eve geliyorsun da haberim mi yok?” dedim ben de :) Güldük. Yürürken ilk kez anlattıklarını dinliyormuş gibi yüzüne baktım. Hani sanki ben onu değil de o beni bulmuş gibi, zaten önemli olan onu öyle hissettirebilmek… :))) Havadan sudan konuşurken birden “Ben buradan döneyim, sen de gelme artık yarın görüşürüz.” Dedim, itiraz etmedi…

 

***

 

Ertesi gün yine geç kaldım. En arka sırada benim için ayrılmış Marul yanı güneşli bi sıra, bi de şekeri henüz atılmamış bi kahve buldum en süperinden... Keyiflendim tabi. O sırada “Gelmeyeceksin diye korktum.” Dedi Marul, yanına oturduğumda vaheyyyy. Eee hiç bi anlamı kalmadı ki...


Ne yani şimdi bu herif bana ilk görüşte âşık mı olmuş oldu bu ilgi alâka ne lan hemen? Hevesim kaçtı “Ulan hepiniz aynısınız.” Klişesine sığındım yine. Homurdanırken “Günaydın.” Dedim sadece. “Ben hala senin adını bilmiyorum.” Dedi.


Efendim sabahları çekilmez olurum, hayal kırıklığına uğradığım sırada çekmeye çalışanı da hiç çekemem... “Aslı.” Dedim.


 Hani iyilik haram derler ya, tam olarak benim için söylemişler onu. Çocuk hemen ilgi gösterdi diye konuşmadım. :)  Allahtan gururlu bi şey çıktı da o da benimle konuşmadı. Küsüştük :)

 

***

 

Sonraki günler bir muhabbet bi sohbet, esprinin bini bi para, ay aman her şey nasıl şahane, nasıl istediğim gibi evlere şenlik… Her gün konuşuyoruz, görüşüyoruz falan…


Bi gün dedim ki “İbne Gökçek suları kesmiş, haber de vermedi aşağılık! Ay duşa girmek için dayımlara gitmek zorunda kalacağım!”


“İbrahim Melih Bey için böyle konuşmamalısın!!!!” dedi. :)))))))))))))))…


Şaka yapıyor sandım önce yoksa o ünlem işaretlerini alır da, ne yapacağımı bilirdim ya ben neyse :) “Ehehe o önündeki “i” İbrahim miymiş, ben hep başka bi şey sanırdım.” Dedim :)


“Ayıp ediyorsun ama Aslı, bir bey efendi hakkında ne biçim konuşuyorsun sen böyle, hiç yakıştıramadım senin gibi aklı başında bir kıza…” dedi ciddi ciddi. Piiiii… “Sen şaka yapmıyorsun galiba?” dedim. “Ne şakası?” dedi. “İyi yok bi şey neyse kapatalım bu konuyu.” Dedim.


Aslında o zaman sezmiştim bi yerde bi şeyin yanlış olduğunu ama eşelemeyi de istemediydim açıkçası…

 


***

 

Akşam yine gülüyoruz, eğleniyoruz. “Aslı biliyor musun sen benim hayallerimdeki kızsın.” Dedi. “Ehehe ne hayaliymiş ki?” dedim, ah beni cilveli beni ni ni… “Öyle işte, ne biliyim o kadar ideal bi kızsın ki, diğer kızlar gibi değilsin, mesela espri yapabiliyorsun :)” dedi. Böyle uzayıp giden bi iltifat konuşmasının ardından sabaha doğru “Sevgilim olur musun?” diye sordu.


-Bilmem; olurum herhalde. Dedim.


-Düşünmeyecek misin hiç?


-Neyi? :)


-Ne biliyim kızlar hep “Biraz zaman ver.” Falan der ya.


-Amaan senden iyisini mi bulacağım. :)


-Ehehe şey teşekkürler, peki sevgili miyiz şimdi biz?


-Yeap baby! Hadi uyuyalım artık saat kaç olmuş!


-Tamam canım, yarın görüşürüz o halde.


-Görüşürüz.


 

***

 


Yattım, reglim başladı. Acıdan kıvranıyorum resmen; uyuyabilmek için dua ediyorum belki uyursam birazcık hissetmem diye... Kımıldasam canım acıyor. Kız doğduğuma saya söve zar zor uyuyabildim yarım saatte… Sonra ısrarla çalan telefona küfrederek uyandım, karnımdaki acıyla birlikte... Huysuzluğumun optimuma ulaştığı yerdeyim. Yeni uyanmış olmak, daha fenası uyandırılmış olmak, regl sancısı ve onun getirisi olan trip vs vs… Yani biri ölmediyse başka hiç bi geçerli sebebi olamaz beni o an uyandırmanın…


-Söyle? Diye açtım telefonu.


-Uyuyor musun bitanem?


-Sayende artık değil.


-Ya şey diyecektim, ezan okunuyor da kalkamadıysan diye.


-Ahmet ne diyeceksen de de uykum iyice kaçmadan uyuyalım Alla’şkına
yarın konuşuruz.


-İşte diyorum ya, sen şimdi namazını kılmadan yatarsan benim içime sinmez.


-Aamet ne diyorsun Allaanı seversen ne namazı?


-Sabah namazı aşkım, seni sabah namazına uyandırayım dedim. Namazdan
sonra benim için dua ettiğini bilmezsem rahatsız olurum.


-Amet şimdi rahatına bi şey dicem ya neyse… Sana ne benim namazımdan niyazımdan, girme Allahla kul arasına. Zaten rahatsızım bi de sen hasta etme. Böyle şakalar da yapma bi daha.


-Kalkmayacak mısın yani sen şimdi?!


-Kalkmıcam.


-Ben rica etsem yine de kılmayacak mısın namazını?


-Ahmet sana ne ya sana ne?! Valla günaha giriyosun şu an. Bi daha beni
uyandırırsan küfredicem tatlım. Hadi iyi geceler!


-Ama Aslı ben sa…


- Bak hala konuşuyor ya, bence sen beni bi daha arama. Çotank! (Telefon kapatma sesi.)


***


Allaam neden ya neden? Niye bütün dualarımı kabul ediyorsun? Niye her seferinde istediğim şey olduğu zaman pişman ediyorsun beni? Diye isyan ede ede uyudum.


***


Geçenlerde bilgisayar lab.ında gördüm okulda da başımdan kaynar sular dökülürken, yüreğim ağzıma geldi. Bunun burada ne işi var yahu Bilkentli mi oldu Allah korusun diyerekten beni fark etmesin diye güneş gözlüğümü takıp binadan nasıl kaçtığımı bir ben biliyorum bi Allah :)…


İkinci bi “İlk görüşte aşk hikayesi” mi? Tövbeler tövbesi…

:)


Hiç Aslı Olmayan Aslınız

ASLI

 

  

173
0
0
Yorum Yaz