Aşk Acısı Şeysi

2009-04-13 10:55:00

Aşk Hacı

Tanım: Aşk acısı çeken kimse.

Masamda da LasVegas’a gidiş dönüş uçak biletleri duruyor. Şurada 21 yaşıma ne kaldıydı ki? Casinolar kol açmış bekliyorlardı.. Kumar oynamaya acayip hevesliydim ben. Ya tutarsa dediydim göle maya çalıp.

Çalıp çırpıp…

Cebimizde beş kuruş para yok. Parası olmayan adam doğru düzgün aşk acısı bile çekemez.

O cepte!

Acıktık. Karınca kararınca bütün paramızı avcuma topladık: üç milyon dört yüz bin.

Üç tanesi bi milyona simit, sonra iki milyona bi  tavuk döner ayran alıp üç kişi paylaşmışız. Kalan dört yüz bine de ağzımız tatlansın diye bi top kek. Anca doyduk.

“Cebimizde beş kuruş para yok” mecaz falan değil.

Ayrıldık, metroya yürürken  içinde üç basımlık binme hakkım olan kartın buruşmuş kenarını düzeltmeye çalıştım “Ulan bi de basmazsa.” korkusuyla.

Kartı makineye ittim.

Makine bana kartı itti.

Kapı açıldı, girdim.

Artık sorun kalmadı..

Dilenci bi çocuk elindeki kutuda iki beş yüz binle peşime takıldı, avucunu uzattı bana, soran gözlerle baktım. “Ablacım şerefsizim sen benden zenginsin.” Dedim.  Gitti.

Vay gidi. Hey gidi.

Cebime sokuyorum elimi iki üç fiş.

Bakıyorum biri “Burger king- Yemek – 10.75”  “Yuh! Kaç kişi doyuyo lan o paraya.” Diyorum iç çekerek. 

Diğer fişe bakıyorum “Kütüphane cezası 2.60” “Zamanında sorumlu olaymıştım.” diyorum.

Bir diğeri “Dost Kitap Evi 16.90” “Yuheyy!”

Buruşturup çöp kutusuna smaç basacağım sırada üç saniye koridoruna yakalanıyorum. “Evladım adam gibi atın çöpünüzü.” Diyo bi teyze. “Atmayacaktım ki öylesine şey ettim.” Diye çemkirgeç tavır sergiliyorum.

“Hasretinin çağırdığı yere git.” Diyo kulağımdaki radyoda Bengü. “Las Vegas’a yani.” diyorum…

O kadar fakirim ki Bengü dinliyorum.

yoksul ! :)

 

Yürürken arkamdan çarpan gülleyle savruluyorum su birikintisinin içine.. Şıloop diye. “Önüne baksana beyin fakiri!” diye bağırıyorum çarpan dangalağa. Paçalarımdaki çamuru silkelerken “Özür dilerim. Dengemi kaybettim kusura bakmayın. Size ilk görüşte aşık olabilir miyim?” diyor. “Dengeni kaybettiğin belli yeğenim, bi daha ağız ayırarak yürüme.” Deyip yola devam ediyorum koşar adım. Manyağın tekine çattık diyorum kendi kendime, daha doğrusu o bize çattı… Hala peşimden yürüyor kokarca kokarınca muhabbet etmeye çalışarak. “Hangi parfümü kullanıyorsun?” diyorum, söylüyor. “İyi, bence bi daha kullanma.” deyip kontörü olmayan telefonumla 9333’ü arıyorum. Kadın “Ücretli kontörünüz bitmiştir….” Derken ben “Alo babacım, geldin mi? Nerdesin? Ha tamam gördüm o yanındaki de Mahmut Abi mi? Ha yanımdaki mi? Yok canım arkadaşım falan değil, serserinin teki peşime takıldı.” diyorum. Yolun ilerisindeki iri yarı iki adama el sallayaraktan. Çarpışık dengesiz birkaç saniye içinde toz oluyor yanımdan.

Vay canına aşkı iki dakika sürdü.

-Net mi ayrıldınız yoksa trip mi?

-Bürüt ayrıldık.

-Üff defol lan. Dur bi fotoğrafını çekeyim. Mala benzedin.

-Evet mala benzemişim. Şimdi bu fotoyu O’na yolla da ayrıldığımıza üzülmeyi bıraksın böylece. Sevinsin lan iyi ki ayrılmışız diye.

-Haha..

Telefonuma gelen mesajla heyecanlandım ki boşuna heyecan yapmışım; “1 Yeni Vahiy Alındı…” diye başlıyor. :) Gülmekten yerlere yattım. Tövbe Haşa yeni bi din çalışmamız var, insanlığa yeni bi CD yollayacağız. Yakında Tanrıça olucam buraların hepsi benim olacak.

Attığım maili okuyorum “The Future Wife” diye bitiyor. Gülüyorum, gülüyorum deli gibi gülüyorum. Öyle canım acıyor, o kadar olur. Fiziksel bi acı yemin ediyorum, kalbim sancıyor. :)

İkinci bi Mirim vakkası. O da öyle sırf anı olsun diye birlikteydi, bu da öyle çıktı. Aşk, sevgi, dostluk, kardeşlik, insanlık ve futbol kazansın yalanı. Sporun ve sporcunun dostu aslı, Vebalim boynuna. :)

Bi film izliyorum elimde bi kavanoz nutellayla; kızdaki gurursuzluğun diz boyu değil artık boydan aşrı olmasıyla soluğu çocuğun kapısının önünde alıyor. Kız zaten gururunu ayak altı ederek magmaya değirecek ayaklarını neredeyse, ama çocuk yine de yetinmeyip, daha da aşağılamaya çalışıyor camdan bakarken, açmıyor kapıyı.. Orada bi şerit kopuyo, film devam ederken esas kız gözlerini açıyor. “Bizi çok korkuttunuz hanımefendi.” Diyor dünya yakışıklısı bi çocuk. “Nerdeyim ben, uçağımı kaçıracağım!” diye haykırıyor kız. “Ne uçağı hanımefendi sakin olun, gelin biraz dışarı çıkalım hava alırsınız. Sigara kullanıyor musunuz?” diyor dünya yakışıklısı. “Ben sigara kullanmıyorum, sigara beni kullanıyor.” diyerekten çocuğun yaka kartından ismine bakıyor kız. “İki saat geçti n’olur ağlamayın artık. Su getirdim size.Dünyanın sonu değil ya.

Sıçrayarak uyanıyorum, film izlerken uyuyakalmışım; gözümde yaş var. Rüyaymış diyorum. “Hanım efendi üç saattir ağlıyorsunuz rica ederim sakin olmaya çalışın.” Diyor muavin kılıklı bi adam. İnsanların zaman zarfı kullanırken ne kadar hoyrat olduklarını fark ediyorum. Sesi üç beş saat önceki telefon konuşmasına benziyor. Öyle bi adam sendeci hava, umursamaz, öyle bi essay’in sonuna “So what?” yazan hoca edası.

Filme geri dönüyorum ama bitmiş, onun yerine Türk filmi başlamış. “Nefret et, ama acıma yeter ki. Arama bundan sonra beni, hayatımın içine sıçtın.” Diyor kadın. “Nefret etme lan etme, ettirme; acı bana, acı ulan acı Allahsız. Hatta sırf acıdığın için azcık seviyormuş gibi yap da şu halimden daha çok acınacak duruma düşmeyeyim.” Diyor bence içinden. Adamın acıma sınırı belli zaten “Yok canım olur mu öyle şey, seviyorsun sen beni. Sonra gelirsin.” Diyor. Sağ ol canım hiç aklına gelmemişti bu genç kızın. :) Türk filmlerindeki erkek karaktersizler böyle zaten; dünya odunu, taşı, kayası, tahtası, kalası, kütüğü ve daha nice gözümde talaş olan tipleme…

Bu da aşkına karşılık alamayan insan saldırması gibi oldu ama valla öyleler lan valla. Büyüdükçe düzeliyor erkekler. Küçükten alıp yetiştirmek akıl işi değil. Sen bak büyüt, elin kızı gelsin üstüne konsun. Bırak Allah’ını seversen. BU’nların hazır OLMUŞlarından var ya : Bir gece birlikte derbi izlerken kamyoncu, ertesi sabah takım elbisesinin içinde işe giderken bey efendinin önde gidenine dönüşen. Bu hali elma dersem çıksın armut dersem çıkmasın deyip sonsuza kadar; ELMA ELMA ELMA diye haykırtan. :))))… Onların türevlerinden bulmak lazım. Gerisi akıl kârı değil.

Aşk acısı; aşk acısı değil evlat acısı gibi yemin ediyorum. Sen büyüt, eğit; elin kızı gelsin alsın koklamaya kıyamadığın gülünü. Nankör olmak evlatlığın doğasında var. Ondandır.

Kocaman bi çimenlik, kocamanın da kocamanı. Sapsarı, ekilip dikilmeden biten uyduruk çiçekler var üzerinde. Eğilip bi tanesini kopardım. Güzel kokmuyor ama yoklukta çiçek işte. Az önce yerdeydi, şimdiyse elimde oyuncak. Ya sıkılıp atacağım ya da yersiz yurtsuzluktan kendi solacak.

Niye böyle bir şey yaptım diye soruyorum kendime. Hırsımı başkalarından çıkarmam  ne kadar doğru?

Mizacım gereği doğru. Geçmişten gelen alışkanlığım gereği…

Menekşeler, papatyalar açmış az ilerde. Kiraz ağaçları beyazlanmış, kediler ağaç gölgesinde mayışmış. “Doğum günüm gelmiş demek.” diye hissettim ve takvime baktım. Birkaç gün var daha. Her bahar bu olur bana. Doğayla birlikte yeniden doğarım ben Nisan’ın tam ortasında.

Elimde tuttuğum çiçeğe dedim ki “Nisan’ın 15’i benim doğum günüm. O gün gelince hala yaşıyor olursan kutla tamam mı. :)” “Olur.Benimki de 9 Eylül, sen de kutla tamam mı.” Dedi. “Ölmez de ömrüm olursa unutmam.” Dedim. Yalan mı söyledim ciddi miydim bilmiyorum. Aslında 10 Nisan olacaktı benim doğum günüm diye üzüldüm..

Bu kadar yandıktan sonra Anka olacaktım, yeniden doğacaktım ama bir kutu Arko kremi sürünüp, bepantenle yatan yanık kanarya oldum. İyidir iyidir, 20 yaşın son günleri, dünya bi kızın gözlerinden ibaret.

Yakında 21 yaşında olacağım. Yasal olarak dünyanın her yerinde alkol tüketebileceğim. Hayal olarak da dünyanın her yerinde alkol tüketebileceğim.

Lisede bi türlü ergen kız muhabbetine girmediğim için hevesimi şimdi çıkarmış olayım. Tuhaf edeyim. Siz de acık gülün eğlenin.  Sırf bir kez gülümseyesin diye yazıyorum bunları Ziyaretçi, ya da gülüp geçsen de aynı sevinci yaratır bende. Çünkü mevzuubahis yiğidim kartalımın buradan haberi bile yok, olmasın da. :)

Peki ya üflenerek yenen yoğurdun da ağız yakması? Her yiğidin yoğurt yiyişinin aynı çıkması :)))..

O kadar kişinin içinde yıldırım bi sana çarpıyorsa o senin iletkenliğin be güzelim, sen çekiyorsun bir10 boyunla desene… :))) O’na bu’na bok atma.


Anadolu Turizm hayırlı ayrılıklar diler.

Onlar ermiş muradına, siz çıkın öğle arasına…

                                                                                         Aşk Hacısı Aslı



Tuhaf etmek: Yedi kere tavaf eden aşk hacısının kazandığı mertebe.


Son olarak buradan anneme, babama, yengemgile, ananemlere, Viyana'daki ablam ve enişteme, teyzemgil ve kuzenlerime, ve ilerideki muhtemel yeğenlerimlen, pek kıymetli arkadaşlarıma, ve ilerdeki muhtemel Ziyaretçilerimlen sen şu an gözü bu satırlarda kayan, az sonra şahit yazılacağını bilmeden, yorum yapmadan çekip gidecek olana sevgiler ve selamlarımı iletiyor ve telefonuma attığı şu teselli mesajı için çirkef Sabri Sarıoğlu'na, Lugano'ya, hakem Aydınus'a, ve kariyerindeki ilk kırmızı kartı dün gece alan müstakbel eşim, çatal karam çirkefim Semih Şentürk'e ve daha adını anamadığım nicelerine teşekkürlerimle..

"Aslı'm Hugo Boss'lım
Seni üzenin kafasına bastım."
:)))))


Hiç ASLI yoK

71
0
0
Yorum Yaz