O zaman yüzü baktıran, ağzı döktüren, Rus Güzeli, Nataşa! Yuh lan artık 20 yaşında! /Hey gidi hala 17 diye adını yazamadığım zamanları hatırlarım bu bulokta..
Kimin kolu daha beyaz? Lanet Tuçe'ninki tabii ki! Allahın Rus'u Çerkez'i!!! "Ona kalırsa benim de bileğim daha ince" diye haykırışım..
Orta Dünyanın en seksi Elfi.. Türkiyenin havası, dumansız hava sahası. :)))
Kapıda kalış, soğuk, açlık, yoksulluk,gecekörlük, dinci hırkam, ha bi de içmeden oynayan erkeğe ben delikanlı demem o zaman korkma sönmez bu şafaaak larda yüzen al sancaak sönmeden yurduumun üstüne tüten en sonocak o be nim mileeetiiimiiinn.. :)))))
YAZININ ANAFİKRİ DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN TUĞÇEM MESAJI LAN LAN LAN LAN ULAN :)))))
aslıuan yıllardır çalışkan
Ruz güzeli Nataşa Tuçeçkam dostum (Dostoyevski etkisi.) Al bunu da böyle bağladım. :)
Geçirdiğim en sessiz sakin yazlardan birini bakıp bakıp hatırlamak için bi de spesifik bir Ziyaretçi'nin isteğiyle geliyor bu sefer Sevgili Geçen Yaz'lık.. Güz'ün görüşürüz Ziyaretçi..
Haziran:
-Gergin bir aydı…Kalmayan devamsızlık hakkım yüzünden ilk 24 günü boyunca bi tarafım tutuşarak, yer yer koşarak gittim okula..Bir de sınav ayı ne de olsa.. ÖSS, COPE, OKS gerginliği..
-Herkeslerin okulu kapandı benim okul bitmek bilmedi.. Millet bi tarafını güneşe karşı yayarken, ben sabahın köründe İbo’ya “Sakın beni yok yazdırma, Aslı’nın atını çalmışlar emniyetteymiş, ifade veriyor, iki dakika gecikecek deyip şaşırt, kitle hocayı. Birazdan oradayım.” Mesajları yollamakla meşguldüm. Bi gün babanem vefat etti diye yemin bile ettim. Yaklaşık 14 yıl önce kaybettiğimizi söylemeyi unutmuş olabilirim ama çaresizlik insana neler yaptırıyor Ziyaretçi.Hepimizin başı sağ olsun..
-Haziranın ikinci haftası annem bana karşı büyük bi güven göstergesi şeyederek; Ürgüp’e gitti. İki hafta da orda kaldı!.. Halbuki “Bizim kız sınıfta kaldı mı kalacak mı, ya yok yazıldıysa, ya uyanamadıysa..” diye telaş yapması gerekiyordu. Her sabah 7’de aramasının dışında “Erken yat.” Diye mesaj bile çekmeyerek beni şoktan şoka sürükledi. :)
-Bi sürü film alıp teyzemlere gittim, annem yokken epey kaldım onlarda, Hilal’in OKS günü maceralarına eşlik edip dönecektim güya. Konuşma sınavıma Menekşeyle birlikte gidelim dedik. Sınavım 14:40taydı. 14 servisiyle gitsek 15-20 dakikada orada oluruz, 10 dakika Menekşeyle Doğuda oyalanırız sonra sınava girerim diye planlamıştım. Fakat Tunusta kaza olmuş, 14:20 oldu hala Akün Sahnesinin karşı yolunda servis milim milim gidiyo. Hayır 10 puan gözümde değil zaten 80 toplamıştım ama sınava giremezsem 5 saat yok yazılmış sayılcam, kalcam :) Menekşeyle o trafikte o koca koca taşların üstünden atlayıp ağacımsı bitkilerin arasından (hep derdim buradan bi insan nası karşıya geçebilir acaba diye) trafiğin en işlek yerinde yola atladık :) Önüne atladığımız taksi şoförüne “15 dakika içinde bilkente gidemezsek kaldım ben abi nolur.” Diye ağlamaklı ifade ettim kendimi. Adam da sağ olsun uçtu! Yetiştirdi beni. Menekşeye parayı atıp, kızı taksiciyle arabada bırakıp koşarak gittim N binasına:) Sınavda büyük şehirde yaşamanın dezavantajlarını tartışın demesin mi hanım abla :) Nası dolduysam, bülbül gibi şakıdım. Tam not vermişler. COPE’a 90la giriyorum demekti bu.. Süperim di mi Ziyaretçi..Ama az kalsın kalacaktım devamsızlıktan.Ya zaten bi işim de normal olsa şaşırcam.. Niye bu kadar sorumsuzum acaba ben.. O gün Menekşeyle pasta alıp kutladık bunu teyzemlerle :)
-COPE günü 2saat evvel gittim.. Başka bi heyecanı kalbim kaldıramazdı çünkü. Sınavın ilk oturumunda “Geçersem sınırdan geçtim, kalırsam sınırdan kaldım.” Gibi hissettim. :) Öğle yemeğinde, bizimkiler ağıt figan.. Herkesin bi “Yazın görüşürüz..Yaz okulu iyidir ya..” muhabbeti..İkinci oturumda sınıfın yarısı boştu..70dakikada 2 essay nası yazcam ben telaşıyla nası gaza geldiysem 10dakika da sürem arttı. Tekrar okudum yazdıklarımı, bi bka benzetemedim af edersin Ziyaretçi. :)
-Tam tahmin ettiğim gibi ‘öcüüü Ceee’yle geçtim COPE’u. Sınırdan yani ve hazırlık bitti, Haziran bitti. Vatana millete hayırlı olsundu Ziyaretçi..
Temmuz:
-Canım aplam geldi Viyanalardan, ananemler geldi Ürgüplerden Münevver Abla'nın düğünü için.. Çok özleşmişiz. Hasret giderdik ama düğünden sonra hemen döndüler.
Menekşe, ben ve Hilal.. Münevver Abla'nın kına gecesinde..
-Sonunda kuzenim Müno aplayı da evlendirdik Ziyaretçi. Nasıl bi düğün sezonu atlattık bilsen. Çok güzel bi düğün oldu onlarınki de. Umarım çok mutlu olurlar bir ömür boyu.. Benim için pek keyifli bi düğün değildi gerçi bu sonuncusu. Melko’ ya güya “Onun yeri tımarhane.” demişmişim, yersen.. O da küsmüş bana. Sanki arkadaşlığımızın belgesi facebookmuş gibi oralardan falan silmiş:)).. Ben de böyle gerzek bi iftirayla küsmesinden dolayı küstüm. :) Yokmuşuz gibi davrandık birbirimize, hem de yıllardır muhabbetini yaptığımız düğünde. Garip ve alakasız bi şekilde sanki düğüne değil de bi yere içmeye gitmişiz gibi geçti benim için. Küçüklüğümden beri ikinci ablam bildiğim Müno aplanın düğününün böyle geçeceği hiç aklıma gelmezdi. Mutlulukları daim olsun..
Düğünde dayımla uzun hava söylerken.. :) Gerçi O'nun gözü kapalı çıkmış ama artık evli olduğu için bundan sonra yakışıklı fotoğraflarını koymicam buraya :) Böyle idare edin. :)
-Bu yıl içinde geçirdiği onca boyama, düğün şeysi vs şoklarından sonra saçlarım artık iyice kendinden geçmişti. Diplerden gelen saç rengim koyulaşmış, uçlarında abuk, boyası akmış, alakasız bi renk.. bi garip olmuştum, o yüzden kendime ait olmayan renkte olan her yeri kesmesini söyledim kuaföre. Kısacık kestirdim saçlarımı. Özlemişim öyle ensemde kavak yelleri esmesini. Sanırım uzunca bi süre rengiyle oynamam artık; hevesimi aldım. :).
-Gossip ekibiyle buluştuk. Liseden beri sadece yazları her ay bi kere buluştuğumuz ama aslında can ciğer olduğumuz grup. Esra (2 yıllık sıra arkadaşım), Beyza, Latife(1 yıllık sıra arkadaşım) bi de ben. Her zaman olduğu gibi buluşmadan önce hepsi bana ayar verir: “Bak Aslı, geç kalırsan hiç beklemicez valla çekip gitçez bu sefer!!..” Diye. Yine öyle oldu. Ama bu sefer ilk ben gittim. Nasıl olsa aslı geç kalır diye bi de utanmadan “Ben geldim nerdesin?” diye mesaj çekiyolar otobüsteyken, nasıl bi imaj bıraktıysam :) Her zaman olduğu gibi “Etraftaki en seksi kızın yanına yanaşın o benim.” Diye uyarı mesajlarıyla buluştuk. Allahım bu kadar mı değişmez bi muhabbet grubu. Sırasıyla; hepimizin bildiği ve güldüğü anılar, sonra taze dedikodular, sonra da sırayla kişisel raporlar ve tüm bunlara yorumlar, akıl vermeler… Güzin günlerime döndüm yanlarında.
Esracım ve yeni kısa saçlı ben :)
Beyzayla şımarma.. :))
-Birden bi havuz sevdası peydahlandı bende. Abaaoow hem de ne sevda. İki hafta gittim sanırım aklıma nere eserse. Sabahın köründe kalkmak icap ettiği için annemle birbirimize girdiysek de fazla sürmedi bu hevesim. Bi gün benim havuz keyfime emircanla kaan da katıldı. Çok pek eğlendik o gün. Havuzdan sonra utanmadan bi de salıncağa binip terliklerim ayağımdan fırlayana kadar sallandım. Hatta telefonum da uçtu cebimden düştü. Serap ablalarla yemeğe çıktık o akşam. Havuz başının en süper yerine oturduk; torpilin böylesi..
Havuz sonrası kucağımda sızıp kalan Emircanla.. :)
Ağustos:
-Annemin 40 kilo biber alıp kurutma girişimleri nedeniyle evimizde esen köy havası..
-Bi türlü telefon beğenemeyen babam 6300 aldı bana, niyeyse.. Halbuki memnundum ben telefonumdan..
-Bir süreliğine bizde kalmak zorunda olan gariban su kaplumbağalarına olan anaç tavırlarım... :)
-Geleneği bozmadık, gossip grubu yine toplandık Ağustosta. Bu sefer geçen buluşmamızda aktarılmayan bi takım dedikodularla şok oldum, ağzım açık kaldı vs vs... Liseden tanıdığımız bikaç kişinin nişan haberleri, sözlüler falan anaoov şok üstüne şok yaşadım... Bi de bizim kızların daha önce hiç bilmediğim hayalleri olduğunu öğrendim. Mesela Esra da Beyza da (Biri diş hekimliği, diğeri öğretmenlik okuyo) son sınıfta nişanlanıp okul bitince evlenmek gerektiğinden bahsediyorlar. “Ne ara büyüdünüz de evlenme planları yapıyonuz allaşkına?!?..” diye atladım tabi. Sanırım açtım ağzımı yumdum gözümü; kendimi kaybetmişim bi an :) Okumuş ev hanımı mı olacanız,iş güç bulmadan evlenip, zengin kocaların yanında “Çocuumun anası diş hekimliği mezunu ama çalışmasına gerek yok.” desin diye mi okuyosunuz…. Artık nası laf saydıysam “Ya yarın evleniyoz demedik ya..” Diye kıvırdılar.
Hayır ben mi çok küçük görüyorum kendimi acaba? Gossip grubundan bi Latife ben gibi hala zottirik. “La mal mısınız 2-3 yıl sonra düğününüze mi gelcez yani? Benim harçlıkların tamamı anca yeter bi bilezik almaya artık aranızda paylaşırsınız. Üstelik ortada damat bile yok.” Diye dalga geçti bunlarla. Meğer damat adayı da varmış.. Pes..
Latifeyle şımarma.. :)
Gossip grubu.. Beyza, Esra, Latife, ben..
-Hilal Ankara Anadolu Lisesi'ni kazandı. En asilinden. :)
-Sevgilimle ayrıldık, ve sonra tekrar barıştık. Ayrıldık ve tekrar barıştık. Ayrıldık ve tekrar....
- Ablam geldi yaşasın. Ağustos'un son haftası annem, ablam ve ben Ürgüp'e gittik ananemleri ziyarete. Haftasonu dayımla yengem (haha Sevcan Abla) de bize katıldılar. Gezdik, tozduk. Dönüşümüzde ablam Viyana'ya döndü.
Ablamla aramızdaki 'seviyesiz espiri anlayışı'mızın Ürgüpten bi belgesi :))
Aile saadeti.. Annem, Dayım ve Yengem ;) Arkamda ablamla papaz saçlı ben :)
Ananemin ön bahçesi.. Sadece ıslatmakla kalmayıp beni sıçana çevirmesi..
-Küçük bey'imiz Kıbrıs'ı, Fındığım da Muğla'yı kazandı ve Ağustos, sakin geçen bir yazla bitti..
Hayatımın en çok değiştiği mevsim bu oldu sanırım Ziyaretçi.. Hoş gelmişsin sen de bu arada.. Geçtiğimiz baharın günlüklerinden derlemeye buyur o halde..
MART:
-“Bizim Kızlar”la yeni kurumuz upper’ın kitaplarını almak için (!) ankamal’a gittik. :) Meğer orda ders kitabı satılmıyormuş.Biz de şehre inmişiz, gezelim tozalım o zaman dedik. Nurçin’ nin aklına uyup Sweeney Todd adlı uyduruk filme girdik. Kan görmeye dayanamayan, zaten sinemadan hiç hoşlanmayan biri olarak bütün filmi Buse’nin “Aslı tamam adam kesmiyor artık açabilirsin gözünü, ya ne korkaksın film icabı onlar; ketçap!” demesiyle geçirdim.
Üniversitedeki “bizim kızlar”ım bunlar evet. Bi tek Buse yok fotoda o da resmi çekiyo zaten.
-2 Martta –annemin doğum gününde- ablamla buluştuk Tunusta. Bana yurtta en çok ihtiyacım olan şeyden almış: KUPA Gezerken anneme bi cüzdanla, üzerinde kediler olan çok güzel bi çaydanlık aldık. Bana da bi çantayla saat aldı ablam: Sağ olsun. Abla parası yemek de bi ayrı güzel oluyor canım.İyi ki tek çocuk değilim..
-“Upper forever” söylentileri, bu kurda herkesin en az bi kere kalması rivayetleri.. Hepsi fos çıktı Daha kolay bi kurum olmamıştı sanırım. Lost’un ikinci sezonuna kadar izledik, geri kalan derslerde de bilimum cnbc-e dizileri.. Hiç zorlandığım bi an hatırlamıyorum. Bi tek Jeff gibi komedi ötesi bi adam hoca olarak hayatıma girdi ya upper’daki tek ilginç olay..Annemle yaşıt olmasına rağmen asker arkadaşımmış gibi davranmama hiç bi şey dememesi ve komedi Türkçesiyle gülmekten öldürüyordu beni. İnadına sürekli Türkçe konuşup bana Türkçe cevap vermesini sağlayınca “Rahatladın mı?” diye soruyordu.. “Ceeeeffnoolur samting encoyıbıl yapalııım, çok sıkıldııım.” Deyişlerime her seferinde“Azlıhan imagine that you’re a student now” diye kızması yok mu…
Upper sınıfım. Sağcısı, solcusu, dincisi hatta dalga geçtiğimiz tabiriyle tarikatçisi..Daha uyduruk bi sınıfım olmuş muydu acaba..?
Bunlarda mevsimlik kankalarım. “Aslı ödev neydi?Yaptın mı?”nınkarşılığında beni sürekli güldürmeyi amaç edinen, benimle iyi geçinmeyi bilen,sürekli geç kalmama rağmen beni yok yazdırmayan, fırsatçı gençlik.Evet sol tarafı sınıfın..
Ben ve oda arkadaşım Esra ha bi de sağ olasıca Burak’ın getirdiği “dünya tatlısı” kutular
Ne kadar samimiyiz değil mi? Tam tanışmadan önceki samimiyet bu yüzlerimizdeki. Yoksa yarıyılı aynı odada nasıl bitirdik ikimizde bilmiyoruz.
Burakla ben,ve kendi malıymış gibi yediği pişmaniye Ha bi de rengi yavaş yavaş akmaya başlayan çikolatalı kahve saçlarım..
-Ha bi de Bobolarım vardı di mi Ziyaretçi, n’oldu onlara?
Emircannnn.. Bildiğiniz emircan, boyunun uzaması dışında pek bi değişiklik olmayan kreş çocuğu, çiçek olmayı yeni öğrenen bobo.. Benziyoruz di mi..
Bu da Kağan. Bu fotoğrafta 3. Sınıftaydı. Şimdi 4 oldu. Fotoğraf 19 Mart’a ait. Yani doğum gününe.. Ne partiydi ama.. Nice yıllar
-Mart ayının son ancak ardışık ayların ilk önemli olayı da ablamın Stefan’ı annemle tanıştırmaya getirmesi. Telif hakları bana ait olmadığı için fotoğraf koymuyorum. Belki sonra ablam izin verirse ancak o zaman.. Daha önce de bahsetmemiştim bile bu olaylardan. Fakat hayatımı önemli etkilediği için tarihime not düşmemek elde değil. Ablama buradan selam ederim.
NİSAN:
-Hey gidi 2008 Nisan hey.. Neler değişti hayatımda bi bilsen Ziyaretçi. Öncelikle Fenerbahçe Chelsea’yi 2-1 yendi. Sonra sevgilimle tekrar barıştık. Ancak tekrar küsmek üzre. Bi küs bi barış.. Hayırlısı sahiden.
-Hayırlısı dedim de, Mart ayının son olayını bir ipucu olarak vermiştim, yukarı bakarsan. Olaylar çorap söküğü gibi gelişmeye başladı. O olaydan sonraki ilk önemli olay 6 Nisan’da maaile İstanbul’a gidişimiz: Dayım ve Sevcan Abla’nın NİŞANI için. Yanlış duymadın Ziyaretçi… Yaaa.. yaa.. İşte böyle. Yine telif hakları dolayısıyla fotoğraf koymuyorum. Belki Sevcan Yengemler (inanmazsın hala bi garip geliyo bazen ama alışıyorum!) izin verirlerse şey ederim sonra..
-Oda arkadaşlarımla birbirimize uyuz olma sinyallerimizin artık iyice arttığı zaman muhatap olmamaya başladık. İkisinin de dersleri öğleden sonra başladığı için gece beni uyutmamaları benim de sabahın köründe kalkmak zorunda olduğum için sabah uyanınca intikam olarak onlar uyurken kasıtlı-kasıtsız gürültü yapmam. Hüfflemeler püflemeler..Yine de kavga gürültü çıkmadan aynı odada yaşayabilmemiz falan. Üniversite sadece ilim, irfan yuvası değilmiş Ziyaretçi. Çok ilginç şeyler de öğretiyormuş hayata dair.. Günaydın di mi, sana da Ziyaretçi.
-Biliyosun 15 Nisan doğum günümdü Ziyaretçi. Ancak Upper 14 Nisan’da yapılacak ECA’yle biteceği ve sonra okulun 2 hafta tatile gireceği için önceden kızlarla kutladık. Sonra UPG’nin toplantısında Noyanlar kutlama hazırlamışlar. Bissürü sürpriz yumurta olaydan sonra 14 Nisan’da sınava girdim. Çok zor gibiydi ama değildi de. Akademik essay yazma olayını kaptığımı o sınavda gösterdim, övünmek gibi olmasın Ziyaretçi. 14 Nisan gecesi de çimlerde bitirdim dünya üzerindeki 20.yılımı Evet onlu yaşlar bitti Ziyaretçi..
-Okul tatil oldu, Nisanın geri kalanında iki hafta evde yattım ve Nisan bitti, diyeceğimi sanıyorsan yanıldın Ziyaretçi. Ablamlar evlenme kararı aldılar söylemiş miydim?Söylememiştim değil mi Sağ olsunlar benim tatilim gelsin diye ertelemişlerdi tarihi. Tatilimin ilk haftası canımız çıktı. Elbiseler, ayakkabılar, ablama gelinlik görünümlü ama gelinlik olmayan elbise arayışımız,mekan, işlemler vs vs.. Düğün hazırlıklarıyla geçti anlayacağın. Müstakbel eniştemle de kaynaştık. Çok iyi biri ya görsen.İlk duyduğumda o kadar sıcak bakmamıştım ama şimdi iyi ki öyle birini bulmuş ablam diyorum. Viyanalı kendisi evet. Fakat fazla ayrıntı vermeyeceğim, ablamı biliyosun huylu biraz Ziyaretçi. Niye yazıyosun diye başımıza kakmasın sonra. Telif hakkı meselesi yine..
-19 Nisan’da bir ömür mutlu olmaya imza attılar, düğünleri de şimdiye kadar gördüğüm en güzel, en samimi düğün oldu. Hani tanıdık tanımadık ne kadar insan varsa hepsi doluşur, tek tek ilgilenmek zorunda kalırsın, “Ay Allahaşkına oyna” ısrarları yaparsın, falan ya klasik düğünlerde, hiç öyle olmadı. Gayet nezih bi ortamda sadece yakın akrabalar, aile dostları ve arkadaşlarla gayet eğlenceli bi geceydi. Düğün’e katılan herkesin “kendi düğünü” gibiydi ortam.Ben koşuşturmaktan pek yemek yiyemediysem de daha çok dans edip, eğlendiğim bi zaman hatırlamıyorum. İkisine de mutluluklar diliyorum tekrar.. En iyisini yaptılar.. En iyisine layıklar, çok da yakışıyorlar Ziyaretçi .. Darısı olmayanlara
-Tatil, düğün, eğlence, Menekşe’nin ailede “süper dans etme yeteneği” konusunda benimle yarışacak kadar –hatta geçecek kadar- ilerlemiş olması ve dayımla ikimize katılması, Sevcan ablanın “Benim düğünümde de böyle oynayın.” Gibi samimi teklifi, Emircan’ın düğündeki papyonu falan.. Her şey güzel, iyi, hoş da okulu napcaz? Nisan bitti, sınav sonuçları açıklandı Ziyaretçi.. Upper’ın ECA’ini 92 alıp kapak üstüne kapak koyarak geçmişim. Ooo yeee.. Bir Nisan’da böyle bitti.
MAYIS:
-Mayısta heyecanlı olaylar bitti sanıyorsan yine yanıldın Ziyaretçi. Basit olaylardan bahsedeyim önce:
-PreFAC (Pre faculty) kurum başladı. Daha ilk günden uyuzun uyuzu bi kadın geldi. Esra hoca.. Evlerden ırak olasıca.. “Aranızda 92yle geçmiş insanlar da var 60la geçmiş insanlar da, o yüzden yok ben sıkıldım yok bunları zaten biliyoruz triplerine girmeyin bu kurda, bu ilk uyarım.” Diye başladı. Dakka bir gol bir evet.O öyle başlayınca yanımda oturan, sonra da çok süper kankam olacak 2 yıldır hazırlığı bitiremeyen İbo “Oha kim o hayvan?!” diye atladı tabi. Prefac’te hiçbir şey öğrenmedim desem yeri. Kabus gibi günde 6-7 saat boş boş oturmak. Esra cadısı da cabası: Ne zaman iyi ne zaman kötü geçineceğimiz belli değildi; çoğu zaman geçinmemeyi tercih ediyorduk zaten. Zeynep hocayla, Marthi süperdi, hatta Buckky bile bi dereceydi ama Esra’nın derslerinde kaçmaktan devamsızlık limiti daha kurun ortasına gelmeden doldu. Ben geç kalmadan yanlışlıkla yok yazmalar ancak başka biri 20 dakka sonra gelince görmezden gelmeler falan. Ya kadın ablamla yaşıt. Yani üni’den yeni mezun olmuş, gelmiş bana hocalık taslıyo.. Artis.Yine de saygısı vardı bana. Dersiderste dinlemiyoruz diye bi tek İboyla bana düşük verdiği “kanaat” zımbırtısında yüksekten uçarak not verdiği hiç kimsenin sınavda beni geçememiş olması, “En yüksek alan kişiyle diğerleri arasındaki puan farkı ayıp gerçekten arkadaşlar!” diye sınıftakileri paylaması falan Sanırım onun sınıfında yaşadığım en güzel anlardı.
-18 Mayıs.. Biricik dayım ve o tarihten sonra yengem olan biricik Sevcan Abla’nın düğünleri.Leri diyorum çünkü Ankara’dakinden bi gün önce de İstanbul’da düğün yaptılar.Öncesi yine ayakkabı,elbise,kuaför koşuşturmaları..Sonra İstanbul’a giderken Menekşeyle yol boyunca iki Dakka durmadan oynamamız. Ortak yönlerimizin çokluğunu fark etmemiz ve has kuzen mertebesine yükselmesi. Düğünler sadece gelinle damadı değil, diğer akrabaları da birbirine yakınlaştırıyor.
-Düğünlerindeki giriş dansından mı bahsetsem yoksa süper eğlenceli nikah şekerlerinden mi? (ısrar etme Ziyaretçi sabahtan beri bin kere telif hakkı dedim fotoğraflar için:) ) Sıradanlıktan son derece uzak bir düğündü. Ankara’da olan düğünlerinde Stefan çello çaldı, sonracıma dayım Sevcan Ablaya şiir okudu; geri kalan kısmı ablamınki gibiydi. Acayip eğlendik. Hatta Tülin Teyze’nin sonradan dediğine göre “Şu kız da pistten inmedi.” Diye beni göstermişler Dayımla fener marşı bile söyledik. Tam hayalimdeki düğündü yani. Her düğünde olduğu gibi topuklu ayakkabıların ayaklarıma yaptıklarını ertesi gün fark ettim. Ananemin dediği gibi; “Allah başa kadar mutluluk versin. Bir yastıkta kocatsın.” Dileklerimi ablamla Stefan’ın hazırladığı düğün defterlerine de yazmıştım ancak buradan da tekrar etmiş olayım.
-Bahar şenliklerinin bizim derslere denk gelmesi acı bi tecrübeydi. Geceler bizimdi ancak. Giyinip kuşandım, aşağıdan kızlar çağırdı. Eylül babasından arabayı almış, Gülceler yiyecek içecek bir şeyler..Atladık gittik. Tiki miydik? Belki.. O kadar olacak artık, olsun Ziyaretçi Acayip eğlendik fakat sabaha karşı doğuda ve hafif(!) sarhoş bi şekilde yurda nasıl girecektik? Merkezde olsa kontrol etmezler de doğuda yanımızda ne kimlik var ne izin kağıdı.. Koridordan koşarak geçtikten sonra arkamızdan bağıran kadını bi daha görmedim. Sabah uyandığımda (sabah mı dedim, akşama doğru olacaktı o) kafamın yanında bir çift ayak duruyordu. Gülcelerin odasında kaldığımızı sonradan hatırladım. ..
Şenlikte Patlat bi şarkı, modu on..
-Mayısın son olayı benim devamsızlık limitimin dolması.Okulun kapanmasına 24 gün vardı daha.Acılı günlerin başlangıcıydı yani. Üstüne bi de PreFac’te ECA yapılmadığını öğrenişim. Yani uyduruk CAT’lerden 60 toplayan COPE’a girebilecek, ECA falan yok. Halbuki ben CAT’leri pek önemsemez ECA’den önceki hafta it gibi çalışırdım. Bu sefer kur boyunca çalışmak zorunda kalacaktım.Çalıştım mı peki sence Ziyaretçi .. Gülme ziyaretçi! Tabii ki çalıştım! COPE’da kalırsam yazın okula gitmek bana nası koyardı tahmin edemezsin. Mayıs bitti, bahar neşesi de bitti.
Önce ÖSS’yi bahane edip zaman yok diye “Geçen Aylık” yazıyordum. Şimdi –maşallah- ne aktif çocukmuşum; “Sevgili GeçenYıllık”a terfi ettim. :) En son Kasım sonunda yazmayı bıraktığıma inanamıyorum diyeceğim ama geçen yıldan sonra mal bulmuşa döndüm resmen Ziyaretçi.. ÖSS neredeyse tüm hayatım anlamına geliyormuş da farkında değilmişim.. 2007’den kalma bir sevgili geçen yıllık için buyurun..
Kasım sonu ve Aralık:
- En son yazımda “yarın eca var” dediğim sınav..tam 4saat sürdü. O zaman Pre-Inter’dim.. :).. Yani orta öncesi seviye :).. Geçen yılın acısını bu yıl yata yata geçirmek için hazırlık atlama sınavında neredeyse boş kağıt verip hazırlık okumayı garantilediğim için mükemmel(!) bir seviyeden başladım İngilizce öğrenmeye :) 2 Ay süren kurlar sonunda ECA sınavı sonra bir ya da iki hafta tatil.. “Yata yata üni. Nası okunur” un canlı kanıtıyım. :)
- PIN’ in (Preinter’ in) ECA’ inden 84 almışım. 85 Alsaydım Noyan bana yemek ısmarlayacaktı. :) 85’i Geçemediğim için ben ona ısmarladım. :( :)
- UPG (Uluslar arası Proje Grubu) Avrupa Birliği’nin finanse ettiği projemiz için sponsor arayışları.. Puzzle Europe’un içeriği konusundaki sık toplantılarımız..Uluslararası proje grubunun (UPG) ilk projesi için hazırlıklar..
-Nedir Puzzle Europe? Tanıtım dosyası hazırlıkları.. (Çok uğraştık çok..) Büyümekte olan Avrupa Birliğinin her adayının kendine has kültürü var ve pek tabii bu kültürlerin benzerlikleri, farklılıkları var. Türkiye’de dahil olduğu zaman acaba puzzle parçaları gibi değişik kültürler bi yerinden hoplayacak mı yoksa sonunda farklı parçalar birleşerek ortaya bir bütün resim çıkarabilecek miyiz? Kültür alışverişi ve sunumları yapılacak bir proje özetle…
- UPG’nin kendine has bi de logosu olmalı tabii.. Sonunda bulduk ne yapacağımızı..
- UPG geçen yıl ablam ve birkaç arkadaşının kurduğu bir öğrenci topluluğu. Bu yıl ablamın da mezun olmasıyla, benim dahil olduğum bi grup. Avrupa Birliğinin fon ayırdığı Türk Ulusal Ajansının zahmetli başvuru formunu doldurup kabul almak biraz zor. Çünkü Türkiye’nin daha önce ev sahibi olduğu bir proje olmamış. Kabul alan ilk grup olarak – ve daha çaylak olmama rağmen aktif üyeliğe terfii etmiş olarak- acayip mutluyum :)
-AB ve Türkiye Ulusal Ajansı 18.500Euro fon vermeyi kabul etti. Portekiz, Slovenya, Yunanistan, Letonya ve ev sahibi ülke olarak Türkiye projeye dahil olacak. Kulağa hoş geliyordu bütün bunlar ama hiç hesapta olmayan bir sürü sorumluluk ve görev çıktı ortaya.. Hepsiyle baş etmek zor olsa da altından kalktık..
-Ön hazırlık ziyareti, sponsorluk, otel bulma, gelenlerin uçak biletleri, bizim ulaşımımız derken bir de baktık gayet başarıyla projeye hazırız :).. Hatta afişimiz bile hazır:
-Tabi maalesef hayatım upg’den ibaret değildi. Ara sıra okula da uğramak lazım.. :) Inter kuru başladı ve iki aylık devamsızlık limitinin sadece 18 ders saati –yani 3 gün- olduğunu öğrenmem pek hoş olmadı :) Lise gibi sabah git akşam gel.. :)
-Her kur; yeni bina, yeni sınıf, yeni hocalar, yeni tipler… İlk gün hiç sevmedim sınıfımı.Kim bilir bu kur nasıl geçecek diye.. Bi sürü sarışın, tiki görünümlü kız.:) Tam Bilkent geyiği yapıldığı gibi. –Sanki kendi saçlarım ne renkse?-- Saçlarım demişken kaçıranlar ve sonraki halini merak edenler için bi nostalji turu yapalım efendim:))))
eylül
Ekim
Kasım
Aralık
-J Pembeden sonra inanılmaz bir şekilde sapsapı ve uzun kalan saçlarım.. Buradan bütün saç boyatmaya hevesli gençlere sesleniyorum (Özellikle kuzenim Menekşeye J ) Sakın oriel denilen o saç yakıcı maddeyi kafalarına sürdürtmesinler J Sonra boya akınca böyle sapsarı kalıyo kafa J Hoş sanki bu da yakıştıydı mı ne ? :) :P
-Yukarıda resimlerdeki arkadaşlarım-aralık hariç- Pin’den.. Son resim ise inter’den. Elinde gözlüğünü tutan kız Buse.. Seneye oda arkadaşım olacak..
-Başta sevmesem de hiç bu kadar eğlenceli bi sınıfta olmamıştım.. Baya samimi olduk inter sınıfımla, bir hafta içinde; hemen telefonları alıp vermeler :) Bi gaza gelmeler.. :)
-Bu kurda gezip tozmaktan neredeyse hiç kitap okumadım desem yeri..
-Hoca hastaymış, kalktık starbucks’a gittik. Aaa o da kim?! Ozan Güven değil mi o?!! J Gariptir ki tanışmaya gitmedik yanına J O bizim yanımıza geldi! Askerlik yapıyormuş Ankara’da..
-Inter’in CAT-1’inden 38/45 aldım ama sınıfta 41 alan varJ Geçen kurdaki gibi öyle birincilik havalarım yok yani J
-Artık böyle devam etmek istemediğimi fark ettim. Hevesim geçti. :) Gittim saçlarımı kestirdim. Sonra da bayramda Önhazırlık ziyareti için Antalya’ya gittim:
(Ben-Laura-Pınar)
-Spor yapmaya başladım her akşam 8’den 10’a kadar.Akşam gidiyorum çünkü üzerimde “Salon kapanana kadar spor yaptım yahu.” Gibi bi izlenim uyanıyor. Mutlu oluyorum J İlk gün 5 dakika koşmadan tıkanmamdan mıdır baya gaza geldim. Rekorum 45 dakika koşmak J Diğer aletlerde zorlamıyorum ama J her bir alette 50kalori olunca paydos J Bak gör yaza çiçek gibi olcam J Hoca’m ağırlık çalışmam konusunda bir iki zırvaladıysa da benim cevabım belliydi J ( Yok artık LeBron James.. J )
-LeBron James’in ablamla yaşıt olduğunu öğrendim J inanılır gibi değil J
-Bendeki bu spor sevdası pek uzun sürmedi maalesef :) Bir gün gaza gelip biraz fazla yapmışım, sonra dışarıda buzda kayıp düşünce 3 gün yatak döşek yattım. Aklımdan sürekli İsmail Pirit’in plan yapmayın plan şarkısı geçiyodu, korkunçtu.. :)
-Niye bu kadar çok saç şekli değiştirdiğimi bilmiyorum ancak sarıdan da sıkılıp 2007’nin son olayı olarak saçlarımı çikolatalı-kahve rengine boyattım.( Ne çok bahsettim bu saç meselesinden yahu..) :
Bu pek çok uzun “Sevgili Geçen Yıllık” a son verirken Uluslar arası Proje Grubunu sizlere takdim etmekten memnuniyet duyarım.. Sanırım resmin ortasındaki gözlüklü şahsiyetin kim olduğunu tahmin etmeniz çok zor olmayacaktır.. En yakın zamanda 2008 özetiyle tekrar karşınızda olmak üzre.. Hoşça kalasın şimdilik Ziyaretçi..
Naber Ziyaretçi? Nasılsın? (Bunu yazıya başlamak için bir araç olsun diye sormuyorum. Gerçekten görüşmeyeli nasıl olduğunu merak ediyorum.)
Bugün Ekimin 22'si... Pazartesi aslında ama salı olmak üzre..Geçtiğimiz günlerde yaşadığım yoğunluğu düşünüyorum..Geçtiğimiz ve senin bilmediğin Eylül'ü düşünüyorum. Geçtiğimiz 2 tane Eylül var. Ben ilkinden bahsedeceğim önce. En son nerede kaldığımı hatırlamayarak en başından başlayacağım:
3 Eylülde başlayan Avrupa Basketbol Şampiyonası rezaletinden sonra hiç bir şey eskisi gibi olmadı :)
O gün annemle okula gittik kayıt için..Eminim ilkokula başladığım gün de aynı hislerle girmişimdir eğitim yuvası binasına :)).. Bir çekingenlik, bir isteksizlik.. "Ben okumak istemiyorum."luk :)) Bi "Allahım nereye geldim ben? Ne işim var burada"lık :))
Kayda şempanzesiyle gelip düşüncelerime tuz biber olan kıza sesleniyorum buradan: Keşke ben de dayımı dinleyip ablamla gitseydim, kim bilir sen benden daha çok şaşırırdın belki kayda inekle geldim diye :))))) (Şükür ki bu yazıyı ablamın okumayacağına eminim.Şayet okursa ruhuma bi fatiha okuyuver hayrına Ziyaretçi! :) )
3 Eylül’ü takip eden bir iki gün içinde annemin “Hah! Bi bu eksikti yapmadığın bi bu kalmıştı! Tamam oldu” laflarına aldırmadan gittim kuaföre (Bkz solda-kuaföre giderkenki halim :) ) saçlarımı kırmızı yapmasını istedim. “Kızıl değil, KIRMIZI!” diye de uyardım. Katalogtan “Çilek Kırmızısı” yazan saç tutamını seçip kuaför sandalyesine oturdum. Volkan abiyle öğren 2’den akşam 7’ye kadar uğraştık :) Saçlarımı önce civciv sarısı kadar açıp sonra sırasıyla şeker pembesi, çingene pembesi ve çilek kırmızısı rengine çevirdik! :) Bu kadar farklılık yetmezmiş gibi bir de kakül kestirip, kat katolan saçlarımı rengi ortaya çıksın diye düz kestik :) (ben kesmedim tabii ki :P )
Kuaförden çıktığımda insanları psikolojimin veya moralimin bozuk olmadığına nasıl ikna ederim diye düşünüyordum! :)
Niyetim farklı olmak değil – ki o da sebeplerden biri olabilir. :) – istediğim şeyi özgürce yapabildiğime kendimi inandırmaktı. Ben yeni başlangıçlarda ürkek olurum çünkü. Değişime alışmam zaman alır. Çekinirim, sıkılırım..
Aynaya baktığımda tanımadığım bu çehrenin bana ait olduğuna emin olmam, bilmediğim her ortamın da bana ait olabileceğine olan güvenimi arttırıyor. İster cesaret deyin, ister cesaretsizlik.-İsterseniz görmemiş bi üniversiteye girmiş marjinal olmaya çalışıyo deyin:)-Bilmiyorum işte. Şimdiye kadar (Ben hariç) hiç kimse ilk görüşünde beğenmedi saçlarımı:) Ben çok beğendim:)
Alıştıra alıştıa göstereyim sana da Ziyaretçi :) Evet bu sağdaki kırmızı/pembe saç benim :)
Her değişimimde olduğu gibi arkadaşlarım lakap bulmakta gecikmediler: Pempe, pempik, çilek, çiko, panter(?), pancar, pambık, şiker.. Uzar gider bu liste. En çok ananeminkiler etkiliydi ama. Sevmediği bin metreden belli olmasına rağmen beni kırmamak adına “Çok güzel olmuş, Isparta gülü gibi açmış kızımın kafası” dedi:) Çok geçmeden “Bu şimdi hep böyle mi kalacak? Geri dönüşü yok muymuş?” demeye başladı. :)))..
Annemse evdeki boyayı gösterip durdu :) Boyattıktan 1hafta sonra tekrar boyanıp sabitlenmesi gerekiyordu, ancak annem “Aslıcım böyle kalsın işte bak yaptın istediğini, bari zamanla aksın.” Önerisi üzerine "iyi peki" dedim. Her duşa girişimde o kadar çok aktı ki.. Her duş sonrası farklı bir renk oldu saçlarım.Şuan da sarı ile turuncu arası bir renkte. Her gün farklı bir renk oluyor, çok eğleniyorum.
Onların resimlerini ve kalan Eylülü bir daha ki sefere yazarım.
Uzun zamandan sonra uzatıp seni sıkmanın alemi yok Ziyaretçi!
Sen şimdilik benim hala böyle pembe olduğumu varsay.. :)
Ne var yani YEC'in Türkiyeye gelmesine rağmen "Kuzeye Giderken" serisini bitirmediğinde bi şey dememiştin ama! :))En kısa zamanda tekrar
CANIM ablam CANAN; SABAH 11 DE ( TAAAA TEMMUZDA DÖNMEK ÜZRE) VİYANA'YA UÇUYOR. 1 DÖNEM ; VİYANA EKONOMİ ÜNİVERSİTESİNDE OKUYACAK..
HER ŞEYİ HAZIR İŞTE.. VALİZİ.. EŞYALARI.. BENDEN YÜRÜTTÜKLERİ..
BU MERASİMİ UZUN TUTARSAM KESİN AĞLARIM O YÜZDEN SİZ ANLAYIN İŞTE..
BU YAZI ONUN LAPTOP'UYLA YAZDIĞIM SON YAZI; KENDİ BİLGİSAYARIMI DA TAMİR ETMEYE PEK NİYETİM YOK BU ARALAR.
ABLACIĞIMA OLDUĞU GİBİ PEK ÇOK ŞEYE DE VEDA ETTİM BU GÜN. BİLEREK VE İSTEmeYEREK BENİ ÜZECEK HER ŞEYİ UNUTMAYA ÇALIŞTIM. ÇALIŞIYORUM DA HALA. BİR ZAMAN ÇALIŞMAYA DA DEVAM EDECEĞİM HERALDE BU KONU ÜZERİNDE... UMARIM BENİ ÜZECEK ŞEYLER ÜZÜLMÜYORLARDIR... BUNU BİLMEK BENİ DAHA ÇOK ÜZÜYOR ÇÜNKÜ..
DEMEK YİNE BANA ÖZLEYECEK BİR SÜRÜ KİŞİ, YER, ZAMAN, MEKAN ÇIKTI ÖYLE Mİ? CANIM KARDEŞİİİİİİİİiiiİİİMMMMM... İYİ BAK KENDİNE ORALARDA.. ANNEMİN ZORLA KOYDUĞU FINDIKTAN YERKEN BENİ HATIRLA
Çok seviyorum seni canım..
Ayrıca..
Kimseyi sevmesem de herkesi seviyorum (Bkz.Menekşe'nin Nickleri )
Ha bi de..
Osmanlı Kırmızısı ojeleri de götürüyon ya Viyana'ya.. Ne yapcam ben şimdi?Resimdeki ojelerim tarihte mi kalacak?! Tuhafiyelerdeki tuhaf raflara mı bakacağım senden yürütmek varken..
(Uzar gider... Ablam gider... Ben de gidiyorum bir süre yokum bu civarda... O civarda da yokum bakma boşa:
..
Kapı çalsa; ben yine korkudan gebersem Kapı çalsa ; uykum gelse. Uyuyabilsem. Kapı çalsa ; çişim gelse Kapı çalsa; otobüs gelse Kapı çalsa; Arap kızı camdan baksa Kapı çalsa; radyoda sevdiğim şarkı çalmaya başlasa Kapı çalsa; anahtar deliğinden baktığım için utansam Kapı çalsa; Eteklerim zil çalsa Kapı çalsa; biri de benim kalbimi çalsa Kapı çalsa; ama çalmıo ki hypne.. Kapı çalsa ; buralara artık güneş doğsa
balım, ağzı döktürenim, yüzü baktıranım, gönlü coşturanım... bunlarla uğraşıp öss yi ihmal etmiyorsun de miiiiiiiii yoksa o da seni ihmal eder bak, söyleyim! :) öperim seni sağlıcakla kal...
Şu blog'da hiç bir yorum beni bu kadar sevindirmedi ve hiç kimsenin samimiyetine bu kadar güvenmedim. "Yazan" yerine içinizden herhangi biri "Dayı" yazıp bir şeyler yazsa yine anlarım O BENİM Kanaryam mı değil mi? Bu üslup başka hiç kimse de yok. Özetle:
Bu akşam sizleri minik kuşlarımla tanıştıracağım.Resimdeki Küçük Bobomuzun adı Emircan, Orta boy Bobomuzunun adı Kağan ve Tahmin edeceğiniz üzre Büyük BOBO (Nam-ı diğer Mandalin) ben HiçASLIyoK'um.
Onlar benim "Bobişko"larım Akla gelmeyecek her türlü oyunun mucitleri. Onlar için kayak mı olmadım, gemi mi, at mı? Arasıra (Özellikle Kağan'a) yüksel volumlü bir şekilde kızsam da (Ödev saatleri biraz harp alanına dönüyor ev) canlarım onlar benim. Ne zaman canım sıkılsa "Anne ben bobolara gidiyorum." deyip ziline basarım karşı dairenin. Utanmadan binanın içinde ninja hareketleriyle "Hey Bobooooooo" diye hem bağırırım hem bağırtırım çocukları ... Pazar sabahlarımın vazgeçilmez çalar saatleri öperk uyandırırlar beni.
Çiçekli pazen kumaş aldık annemle; pijama dikti bana ama tek bacak yerine iki bacağım sığabiliyor
Dikkatinize dürteceğim bir başka nokta ise kucağımdaki atkı (Bitmiyor Allah'ım bitmiyorrr.. İnsafsız kadına kaç kere rica ettim; "Bana ne kendin bitireceksin." diyor.)
Örüyorum kahretsin yaaa..
"Güzel güzel resimleri seçip koyuyorsun millet seni bir şey sanıyor." diyen arkadaşııımmm: Beni bir şey sananlara, insan yatmadan önce en fazla ne kadar özenli olursa o kadar özenli halimi koyuyorum şuraya
(Tamam birazcık uğraşmış olabilirim ama ne yapayım bu sıralar direkt yanak olarak kilo alıyorum gözlüklerimi çok sevmiyor olabilirim, sivilcelerimi de öyle.. ama ama amaa )
Bilgisayar başına oturduk, onlar söyledi ben çizdim. Bu eserimizin adı "Üçü Bir Arada" Yazılar hariç tüm fikirler Emoş ve Kağan'dan geldi.
Yazımızı hep birlikte bir şarkı söyleyerek noktalıyoruz: