Hayatın cilveleri, üst üste denk gelme şeysi falan da filan da...
"E ben nolacam şimdi?" "Ne biliyim nolcan!"
Değişken değiştirme metodunu kullanmalıyım biliyorum ama peki ya sabit değerler?
Peki ya ağzını yüzünü dağıttığım ergenler? 5Kiloluk yağ tenekesi? Peki ya dağılan hayallerim? :)))
Peki ya algıda seçicilik? :) Peki ya "Umarım bi gün tam tersi için seviniriz." diye yazdığım mesajın hala taslaklarda durması.
Peki ya mayın tarlasından baktığım fal...
Ya
Durumla zerre kadar alakası olmayan bi seksi şempanze şarkısı geliyor şimdi, Sezen daha süper söylemiş haliyle.. Sadece fidyosunu buldum ondan böyle koyuyorum...
Lisede ne söylerdim bu şarkıyı, üzerine alınanların gözü kör olsun, havaya söylerdim hacı... :)))
Varsın dünya alem benim düştüğüm duruma gülsün... Le Le Le
Balkonda oturmuş iskambil kâğıtlarından aşk falı bakıyorum. Bu fal meselesine de hayatta inanmam. Burçlara inanmadığım gibi. Ama bakarım aklıma estikçe, maksat vakit geçirmek…
Ben Kupa Kızıyım her zamanki gibi. Fakat sevdiceğimi Sinek Valesi seçmişim. Hâlbuki ben bugün bile fal bakacak olsam sevgilimi Maça Valesi seçerim, sinek “gıcık” gelir bana. Demek ki Sinek Valesi seçecek kadar kıl tüy kapmışım çocuktan… :)
Neyse fal açıldıkça açıldı, hep güzel şeyler çıkıyor o yüzden yaklaşık 2 saattir mesaj çekmeyip, durum raporu vermemesine kızmıyorum sevdiceğin. Falın en sonu –en sevdiğim yeri- 4 kâğıt kalmış; “Ben, O, İkimiz ve Geleceğimiz”i simgeliyor bu kartlar.
“Kim lan bu kız? Ben Kupa Kız’ı olduğuma göre, vay adi, nankör, Allahın cezası..” diye saydırıyorum…
O sırada telefonum çalıyor:
-Ne var?!
-Bitaneeeemmm çok özledim seni!
-Ben hiç özlemedim ama seni!
-Aa nedenmiş o? Sen yine niye kızdın bana bakim, vallahi arayacaktım ama yoldaydım sevgilim.
-Sus bana sevgilim deme! Cehennemin dibine kadar yolun var!
-Aşkım ne diyosun ya dışarı bak balkonunuzun önündeyim, dayanamadım seni görmeden, çıktım geldim bu sıcakta.
-Git o maça kız kimse onun balkonunun önünde dur!
-Aslım ne kızı neyden bahsediyorsun sen?! Ben senin üstüne gül koklar mıyım?
-Burnun kopsun da bi daha koklayama hiç bi şey! (hahaha bedduaya bak anasını satim nası bi insanmışım ben böyle? :)))) )
Çotank!
Balkona geri dönüyorum, o da annemler fark etmesinler diye az ileride bi yere oturup ellerini iki yana açmış “Anlamıyorum?!” bakışlarıyla bakıyor.Acıyorum bu sıcakta o kadar yol gelmiş diye, gülüyorum kendi kendime yaptığım şeyin saçmalığına… Daha fazla şımarmayayım diye düşünüp gidip üzerimi değiştiriyorum. Tam evden çıkacağım balkondaki son iki kâğıt aklıma geliyor. “İkimiz ve Geleceğimiz” kartları… Hemen onlara bakayım da öyle ineyim aşağı diyorum. Koşaraktan balkona çıkıyorum.
İkimiz kartını kaldırıyorum: Karo Kız!
“Yok artık?!” diyorum.
Geleceğimizi kaldırıyorum: Sinek Kız!
“Kaltaklar!” diyorum. :))))..
Aşağı indiğimde gayet ciddiyim.
-Ayrılmak istiyorum ben!
-Neden?!?!?!
-Öyle işte, canım istiyor.
-Aslı bu kaçıncı? Ya nolur bu seferki mantıklı bi sebep olsun. Yemin ediyorum bi daha rahatsız etmeyeceğim o zaman! Ağlayacağım şurada… Senin için onca yol tepiyorum şu dediğine bak!! Neden ya neden?
- Nedeni önemli değil, ben öyle olsun istiyorum.
-Hiç mi sevmiyorsun beni Aslı?
-Yoo seviyorum.
-Öyleyse?
-Beni aldattığını düşünüyorum o yüzden.
-Ya Aslı ne aldatması ne diyorsun sen Allaşkına kim sokuyor kafana böyle saçma şeyleri anlamıyorum. Hep o Selinler dolduruyor seni biliyorum zaten! Seviyorum ben seni her şeyden çok ya n’olur dinleme o kızları!
-Aslı bunu bana en az bin kere dedin, lütfen yapma!
-Tamam bin birinci olmayacak o zaman. Bu sondu.
-Peki sen bilirsin. Ama inan beni çok kırdın, bi daha geri dönüşü olmayacak bunun.
-İyi.
Şımarma, kapris falan iyi güzel hoş da çocuğun bininci kere de dayanamayıp “Peki sen bilirsin.” Diyeceğini nereden bileyim ben… :) Ben ayrılıyordum, o barıştırmaya çalışıyordu, yuvarlanıp gidiyorduk eğlenerekten:)))…
Anaa..
Ciddi ciddi tamam ayrılalım dedi gidiyo.. :)
Lan ne yapsam, “Dur gitme!” mi desem, hayatta demem :)
İyi çocuktu aslında ya, anaa, valla arkasına bile bakmıyor. Hoştu da, nazikti, komikti, seviyordu beni...
Hala bakmıyor. Hay Allah, lan bağırsam mı ki arkasından… Ya ben de seviyordum aslında.
Aman cinconluydu zaten ııyyk, elimi sallasam ellisi. Helal süt emmiş bi Fenerli bulurum kendime. Ama köşeden dönecek yahu, ehehe geri döner şimdi dayanamaz.
Hala dönmüyor. Hay kafama… Koşsam yetişir miyim ki. Yok artık Lebron James, oldu bi de arkasından koşayım tam olsun. O kim oluyor da! Ben “Aslı K..’nin peşinden koşmuş.” Dedirtmem!
Ya desinler ya gidiyor valla ya al işte köşeyi döndü! Neyse yetişemem herhalde artık. Kısmet ya, burada ne yazıyorsa o… Ya ama ya yaaaa böyle olmaması gerekiyordu!
…
-Ahahaha, sonra noldu?
-N’olacak “Peki sen bilirsin.” Dedi çekti gitti.
-Hahahaha... Ay yanaklarım acıdı gülcem diye Aslııığğğ, ay çok komik ahahahah…
-Ohhhh… Çok iyi olmuş sana var ya yemin ediyorum içim soğudu. Aferin K..’ye!
-Ya sen kimin tarafındansın?
-Tabii ki senin! Ama hak etmiştin artık, çok şımardın, kölen mi lan çocuk senin kahrını mı çekecekti her gün başka bi çorap örüyorsun başına.. E o da sabır taşı değil, bi sıçra çekirge iki sıçra… Madem pişman olacaktın niye ayrılalım dedin?
-Ya of tamam anlatmıyorum bundan sonra sana bi şey! Sana anlatanda kabahat..
-Ya tamam dur kızma, hiç mi konuşmuyor?
-Bilmiyorum.
-Nasıl yani? Açmıyor mu telefonlarını?
-Aramadım ki.
-Aslı dengesiz misin ya arasana çocuğu!
-Arayayım mı?
-Ya sen gerçekten seviyor musun K..’yi??
-Evet ya valla seviyorum.
-E arasana o zaman dangalak!
-Arayım di mi, tamam arıyorum du… Çalıyo… Ya meşgule attı al işte.
-Bi daha ara sen.
-Ya ama… Tamam, dur… Açmıyo işte açmıyo!
-Demek ki çok kırılmış, yoksa dayanamazdı o sana... Mesaj çek o zaman.
-Ne yazıcam ki?
-İşte çok özür dilerim, pişmanım, seni seviyorum falan; biraz da canım cicim ekle, erkekler hemen yavşarlar öle laflara.
-Ya bak yavşamaz da bana ters bi şey derse ağzını yırtarım ama ben bunun.
-Aslı ya üf tamam demez merak etme, seviyor o çocuk seni.
-Seviyor di mi, evet evet du… Ya mal oldum resmen hiç beklemiyordum böyle bi şeyin başıma geleceğini :) Bence böyle yazayım, gerçeklik payı yüzde bin! :)
-Hayır, biraz daha romantik ol, bitanem falan yaz.
-Üfff… Karı koca arasına girme sen, öle yazarsam benim yazmadığımı anlar. :)))
-Hahaha, iyi bildiğini oku.
-Tamam yolladım, hadi hayırlısı.
…
-“Onu başta düşünecektin, sürekli ayrılmaya çalışıyordun benden, rahatla şimdi ayrıyız, dönmüyorum!” yazmış allaaaan cezası, insan azcık yavşar.
-AHaha, tamam tamam gülmüyorum, ya onun şimdi siniri üstünde, biraz zaman geçsin, barışırsınız.
-Hayır olmaz. Ya şimdi barışacak ya da yok.
-E dönmüyorum diyo işte çocuk, ne yapacaksın evini mi basıcan?
-Aa süper fikir, kalk gidiyoruz.
-Nereye be?
-K..’ye.
-Ben niye geliyorum ya? Ala ala git kendin.
-Olmaz tek başıma gidemem, yürü hadi.
-Of Aslı of… Saçmalıyorsun!
-Tamam, hadi yürü.
-Ya sen ciddi misin?
-Evet, hadi ama.
-Ya annesi falan evdedir, saçmalama, ne diyeceksin gidip?
-Aslı ya nolur gel gidelim şurdan rezil olacağız ya nolur!
-Selin sen bi sussana, küçük taşlardan bul sadece.
-Aslı üçüncü kata atamayız bak başkasının penceresine gelir. Bulaşık suyu dökerler üzerimize.
-Ya üf Selin üf, zaten millet de hep evinde bulaşık suyu bekletir bi köşede di mi? Camımıza taş atan olursa dökeriz diye.. Tövbee, çekil şuradan kafana falan gelmesin.. :)
(Bir taş attım pencereye tık dedi anası çıktı oğlum evde yok dedi vay vay… )
(Hayır böyle bi şey olmadı, gayet K.. çıktı pencereye :) )
-Ne işiniz var sizin burada?!
“Ya valla ben gelmek istemedim o zorla şeyaptı K..”
-Selin sen bi sussana, eeııı şey aşağı insene?
-Hayır inmiyorum.
-K.. hadi ya özür dilicem in işte naz yapma.
-Aslı ben senin derdini anladım zaten “…”yi de öğrendim. Gidin şurdan, komşular görecek.
-Ya bak valla sandığın gibi değil.
-Aslı tamam, sandığım gibi değildir eminim, öğrenmek de istemiyorum.
Arka fonda çalan Levent Yüksel’in şarkısına bi başladıysam, aheyyy, evlere şenlik!
“Ben ettim sen etme affet, bırakma beni bu karda kışta… Bitti geçti gitti tövbeee…”
-Aslı susn’apıyosun?!
“…Kalk gidelim ele oh dedirtme, sevdiğini kurda kuşa yedirtme...”
-Aslı sus nolur sus sessiz ol ya yapma..
“…Bi dahaaa tövbeeee töööövvbeeeee..”
-Ya tamam iniyorum aşağı, tamam sus başımın belaaası iniyorum!
“…Kanatsız bir meleğim, dersimi aldım geldim; ver eliniiiğğğ..”
-Ne melek ne melek… Tamam diyorum susmazsan annemler duyacak, o “…”nin de hesabını vereceksin ayrıca…!
“Tırnağın bile olamaz, ben değil onlar yaramaz, bu hain sensiz yapamaz….”
-Ya sus kardeşim geldi işte dur geliyorum.. Sus da bekle ya geliyorum hemen!
“Aklımı aldı başımdan, oldum eşim can arkadaşımdan, cehaletime gençliğime ver, hadi geri sar al en başından…”
Ben şarkıyı söyleyedurayım, koşaraktan geldi eliyle ağzımı kapatmaya çalıştı K..
“… Kalk gidelim ele oh dedirtme, sevdiğini kurda kuşaaaa yedirtme…”
Bi yandan gülüyoruz bi yandan da kızıyo bana “Bütün milleti ayağa kaldırdın şimdi herkes soracak bu kız kim diye!”
-Aman kime ne be! Senin de hoşuna gitti işte, şımarma :)
-Kime ne de, ben burada yaşıyorum, akşama tantanayı gör artık evde..
-Neyse, barıştık mı? :)
-Barıştık “Eşek AS”lısı barıştık… :) Bi daha bana gereksiz tribe girmeyeceksin. “…”yle de görüştüğünü duymayacağım.
-Ama sen bana emir kipiyle konuşursan ben seni döverim ki? :)
-Al işte!
-Ne al işte ne?!
-Yok bi şey Aslı, yok bi şey!
-Yok bi şey öyle mi?! Ayrılıyorum ben!
-Ya Aslı bi dur yine başlama, a bak gidiyo, ya dursana ama ama, ya Aslııııı Aslı hayatım, canım bi dakka durur musun ama böyle koşarsan olmaz ki Asl as a...
Bu aralar aşkla meşkle kafayı bozan yazılarımın ardı arkası kesilmiyor ama şükür ki bu anlatacağım son hikaye, elimizde başka kalmadı Ziyaretçi. :))
İlk görüşte aşka inanmam efendim;
İnanana da inanmam. (Bu da sosyal mesaj şeysi ;) )
Ama bir gün benim ilk görüşte âşık olasım gelmişti... Bir sabah uyandım ve ilk görüşte âşık olmaya karar verdim. Karar vermekle olur mu bu işler demeyin; olur, oluyor, olduydu.
Yattığım yerden elimi açtım “Allahım ya herkes ilk görüşte âşık oluyor, ben de olayım, şöyle çok aşırı feci yakışıklı, komik, tatlı bi çocukla yolda yürürken çarpışsak, sonra ananemin dediği gibi aramızda bi yıldırım-şimşek olsa; o da aşk şeysime mukabele etse…” dedim.
Niyet ettim Allah rızası için ilk görüşte âşık olmaya.
Niyet ettim etmesine de ben çirkefin önde gideniyim, çocuğun teki bana yolda çarpacak da kitabımı defterimi yere saçacak öyle mi? Hele le le le vay başıma gelen... Açarım ağzımı yumarım gözümü. Brad Pitt gelse saymadığım lafı bırakmam. O yüzden bu pek sağlıklı bir fikir değil. Nefret ederim öyle yolda ağız ayırarak yürüyen erkeklerden. Alık alık yürüyüp, önüne bakmamış ki çarpmış…
O ihtimal iptal; illa benim çarpmam lazım.
Bi de dikkatliyimdir ki yolda yürürken, kimseye çarpmam. Neredeyse koşarak yürüdüğüm için karşıdan gelen birini beğencem de çarpıcam diyene kadar 2-3 metre geçmiş olurum çocuğu.
Çarpışma meselesinden komple vaz geçtim ama olacak yani ilk görüşte âşık olacağım.
Evden resmen âşık olma niyetiyle çıktım o gün. Herkese âşık olabilirim. Potansiyel dehşet; ama malzeme verimsiz...
Kısmet ertesi güneymiş…
***
Alarm sesiyle uyandım sabah.. Dersin başlama saatine alarm kurulmaz ki kardeşim. Bi de ilk gün sonuçta. İlk intiba şeysi…
Aceleyle dişlerimi fırçalarken saçlarımı taramamak için sarı bandanamı (evet sağ üst köşedeki Efes Pilsenliyi, kafama yapışık olduğunu düşünürlerdi bir ara..) taktım. Her derde deva Fenerbahçeli eşofman altımı (ki kendisi hala her derde deva; yatarım, kalkar okula giderim, gelirim geri yatarım hâlâ çıkarmam onu üzerimden) giydim, tabi dizine yoğurt çorbası döktüğümü bileydim giyer miydim? Neyse sarı badimi de çektim üstüme, fırladım evden, koşa koşa yola çıktım.
Belki başka bi yerde olsa seksi bile sayılabilirdim ama her biri tesadüfen dışarıya gelen Vakko yazılı parlak türbanlarıyla kızlar sınıfı düğün salonuna çevirmişler tey tey tey... Ben de annemin süt almaya giderken giydiği terliği de giyeymişim tam olacakmışım…
***
Kapıyı çaldığımda dersin ortalarındaydı sanırım hoca. Saygımdan “Böldüğüm için özür dilerim, girebilir miyim?” diye sordum gayet efendice... “Yok, bekle de bi davetiye yazayım.” Dedi. Anında soğudum adamdan: “Tamam, ben kantinde oturuyorum, şu kıvırcık arkadaşla gönderirsiniz.” Deyip kapattım kapıyı... Zaten çekinerek gitmişim; ne diye ilk günden izmarit muamelesi yapıyorsun uyuz…
***
Zaten ya hep en ön ya da en arka sıra kalır bana. Bu hikâyede en arka boştu. Az önce sınıf dışında yaşadığımız ufak arbededen sonra tüm sınıfın içinden geçip, üzerime sifon çekilmesini bekleyerek oturdum en arkaya. Önümde bir adet kıvırcık kafa (Şu kıvırcık arkadaş getirir davetiyeyi dediğim kıvırcık). Tahtanın sadece dış çerçevesi görünüyor çocuğun kafasından. Gerçi görmem gereken bi tablo da yok zaten tahtada..
Bacak bacak üstüne atıp, çantamı da kucağıma koydum şişkoluğum kapansın hesabı. Yüzümü sol koluma, kolumu da sıraya yapıştırdıktan sonra rüyama kaldığım yerden devam etmeye çalıştım. Hoca “Neye güldüğünüzü söyleyin de hep birlikte gülelim.” seviyesine gelmeden zil çaldı, mutlu oldum.
***
Önümdeki Marul arkasını dönüp “Geçen haftanın notları sizde var mı? Ben bu hafta ilk geliyorum da.” Dedi.
Kahverengi gözlü, geniş alınlı, ayrık kaşlı, zayıf yüzlü, gamzesiz konuşmalı, çarpık gülüşlü, nazik olmaya çalışan kumral erkek yüzü. Why not? diye düşünüp “İyi tamam oldum evet.” Dedim. Âşık olmaya karar verdim… Gayet de ilk görüşte :)
-Pardon anlamadım? Dedi.
-Neyse bakıcaz artık, hayırlısı. (deyip ayağa kalktım) Yok benim defter falan, ben de yeni geldim, bi bakalım etrafta ne var ne yok. Dedim yürüyüp dışarı çıkarken...
Cümle bitmeden yürümeye başlamak devamını merak eden birini peşinden sürüklemenin en süper yöntemidir.. O da kalktı peşimden geldi :
-Ben de bi bakayım. Dedi neye bakacaksak :)
***
Efenim birincisi hemen yapışıp ilgilenmemek, ikincisiyse sanki yanımda o değil de kim olsa aynı şeyleri konuşacağım izlenimi vermektir ilk görüşte karşıdakini sürüklemenin yolu. Panodaki alakasız haberlerden gözümü ayırmadan “Kargalar 200yıl yaşayabiliyorlarmış, ne ilginç…” diye kendi kendime mırıldanıyorum haberleri ona.
Kafamı kaldırdığımda bana bakıyor bulursam, zemin hazır demektir. Yok o da başka bi şeyle meşgulse bu temayül kimedir anlamaz o civan efendim uzaklaşmak makbuldür.
***
Kafamı kaldırdığımda alakasız konuşmalarımı dinler buldum onu. ‘E hadi madem gençler aralarında anlaşmış’ dedim içimden, güldüm ama resmen yüzüne bakıp gülüyorum çocuğun; nedensiz görünen nedenli gülmeme nedensiz gülmesiyle karşılık verdi. “Hadi derse girelim.” Dedim cevap vermesini beklemeden yine yürüdüm.
Bildiğim gibi davranan erkeklere bırak âşık olmayı beni şaşırtmadığı sürece hiç bi erkekle uzun süre muhabbetli kalamayacağımı sonradan öğrendim ama o zaman bunu henüz bilmiyordum…
***
Sanki çok aşırı feci ilgiliymişim gibi derste bi dinledim bi notlar aldım görsen Ziyaretçi, gülmemek için kendimi zor tutuyorum.
Hoca quizimsi iki sayfa verdi. “Bitiren çıkabilir.” Dedi. İşte benim bütün eğitim hayatımı mahveden cümlelerden biri… İnisiyatifime bırakılan sorumluluklar… Bir hızlı yapıyorum ki soruları atlaya zıplaya okuyarak. Yeter ki çıkabileyim. Kapalı oturumlar geriyor beni ne yapayım…
Zaten birinin doğru kişi olup olmadığına o kadar lüzumsuz şeylerden karar veririm ki… Soru edatını ayrı yazması, dahi anlamındaki “de”nin bitişik yazılmaması, konuşurken “kızım” dememesi vs vs…
**
“Şey baksana, bi dakika!..” dedi arkamdan nefes nefese inen ayak sesi. Sanki yoldan geçen birini ilk defa görüyormuş gibi ilgisiz bi “Evet?”le baktım yüzüne. “Ben, şey, ne tarafa gidiyorsun?” dedi. Başka zaman çemkireceğim tutsa “Neden önemli?” derdim ama bu sefer şirinliğim tuttu; “Şu tarafa.” Dedim yolu gösterip. “Öyle mi benim de bu tarafa.” Dedi tam tersini gösterip. “İyi o zaman yarın yine karşılaşırız derste. Hadi görüşürüz.” Deyip yola döndüm. “Aslında belki ben de biraz oraya doğru yürüyebilirim.” Dedi. Hele le le le.... :) “Sen bilirsin.” Dedim uzatmadan.
Hoşnutsuz bakışlarımı devirdiğimi göstererek buyur ettim yola. “Ama rahatsız edeceksem gelmeyeyim?” dedi. “Nereye? Bizim eve geliyorsun da haberim mi yok?” dedim ben de :) Güldük. Yürürken ilk kez anlattıklarını dinliyormuş gibi yüzüne baktım. Hani sanki ben onu değil de o beni bulmuş gibi, zaten önemli olan onu öyle hissettirebilmek… :))) Havadan sudan konuşurken birden “Ben buradan döneyim, sen de gelme artık yarın görüşürüz.” Dedim, itiraz etmedi…
***
Ertesi gün yine geç kaldım. En arka sırada benim için ayrılmış Marul yanı güneşli bi sıra, bi de şekeri henüz atılmamış bi kahve buldum en süperinden... Keyiflendim tabi. O sırada “Gelmeyeceksin diye korktum.” Dedi Marul, yanına oturduğumda vaheyyyy. Eee hiç bi anlamı kalmadı ki...
Ne yani şimdi bu herif bana ilk görüşte âşık mı olmuş oldu bu ilgi alâka ne lan hemen? Hevesim kaçtı “Ulan hepiniz aynısınız.” Klişesine sığındım yine. Homurdanırken “Günaydın.” Dedim sadece. “Ben hala senin adını bilmiyorum.” Dedi.
Efendim sabahları çekilmez olurum, hayal kırıklığına uğradığım sırada çekmeye çalışanı da hiç çekemem... “Aslı.” Dedim.
Hani iyilik haram derler ya, tam olarak benim için söylemişler onu. Çocuk hemen ilgi gösterdi diye konuşmadım. :) Allahtan gururlu bi şey çıktı da o da benimle konuşmadı. Küsüştük :)
***
Sonraki günler bir muhabbet bi sohbet, esprinin bini bi para, ay aman her şey nasıl şahane, nasıl istediğim gibi evlere şenlik… Her gün konuşuyoruz, görüşüyoruz falan…
Bi gün dedim ki “İbne Gökçek suları kesmiş, haber de vermedi aşağılık! Ay duşa girmek için dayımlara gitmek zorunda kalacağım!”
“İbrahim Melih Bey için böyle konuşmamalısın!!!!” dedi. :)))))))))))))))…
Şaka yapıyor sandım önce yoksa o ünlem işaretlerini alır da, ne yapacağımı bilirdim ya ben neyse :) “Ehehe o önündeki “i” İbrahim miymiş, ben hep başka bi şey sanırdım.” Dedim :)
“Ayıp ediyorsun ama Aslı, bir bey efendi hakkında ne biçim konuşuyorsun sen böyle, hiç yakıştıramadım senin gibi aklı başında bir kıza…” dedi ciddi ciddi. Piiiii… “Sen şaka yapmıyorsun galiba?” dedim. “Ne şakası?” dedi. “İyi yok bi şey neyse kapatalım bu konuyu.” Dedim.
Aslında o zaman sezmiştim bi yerde bi şeyin yanlış olduğunu ama eşelemeyi de istemediydim açıkçası…
***
Akşam yine gülüyoruz, eğleniyoruz. “Aslı biliyor musun sen benim hayallerimdeki kızsın.” Dedi. “Ehehe ne hayaliymiş ki?” dedim, ah beni cilveli beni ni ni… “Öyle işte, ne biliyim o kadar ideal bi kızsın ki, diğer kızlar gibi değilsin, mesela espri yapabiliyorsun :)” dedi. Böyle uzayıp giden bi iltifat konuşmasının ardından sabaha doğru “Sevgilim olur musun?” diye sordu.
-Bilmem; olurum herhalde. Dedim.
-Düşünmeyecek misin hiç?
-Neyi? :)
-Ne biliyim kızlar hep “Biraz zaman ver.” Falan der ya.
-Amaan senden iyisini mi bulacağım. :)
-Ehehe şey teşekkürler, peki sevgili miyiz şimdi biz?
-Yeap baby! Hadi uyuyalım artık saat kaç olmuş!
-Tamam canım, yarın görüşürüz o halde.
-Görüşürüz.
***
Yattım, reglim başladı. Acıdan kıvranıyorum resmen; uyuyabilmek için dua ediyorum belki uyursam birazcık hissetmem diye... Kımıldasam canım acıyor. Kız doğduğuma saya söve zar zor uyuyabildim yarım saatte… Sonra ısrarla çalan telefona küfrederek uyandım, karnımdaki acıyla birlikte... Huysuzluğumun optimuma ulaştığı yerdeyim. Yeni uyanmış olmak, daha fenası uyandırılmış olmak, regl sancısı ve onun getirisi olan trip vs vs… Yani biri ölmediyse başka hiç bi geçerli sebebi olamaz beni o an uyandırmanın…
-Söyle? Diye açtım telefonu.
-Uyuyor musun bitanem?
-Sayende artık değil.
-Ya şey diyecektim, ezan okunuyor da kalkamadıysan diye.
-Ahmet ne diyeceksen de de uykum iyice kaçmadan uyuyalım Alla’şkına yarın konuşuruz.
-İşte diyorum ya, sen şimdi namazını kılmadan yatarsan benim içime sinmez.
-Aamet ne diyorsun Allaanı seversen ne namazı?
-Sabah namazı aşkım, seni sabah namazına uyandırayım dedim. Namazdan sonra benim için dua ettiğini bilmezsem rahatsız olurum.
-Amet şimdi rahatına bi şey dicem ya neyse… Sana ne benim namazımdan niyazımdan, girme Allahla kul arasına. Zaten rahatsızım bi de sen hasta etme. Böyle şakalar da yapma bi daha.
-Kalkmayacak mısın yani sen şimdi?!
-Kalkmıcam.
-Ben rica etsem yine de kılmayacak mısın namazını?
-Ahmet sana ne ya sana ne?! Valla günaha giriyosun şu an. Bi daha beni uyandırırsan küfredicem tatlım. Hadi iyi geceler!
-Ama Aslı ben sa…
- Bak hala konuşuyor ya, bence sen beni bi daha arama. Çotank! (Telefon kapatma sesi.)
***
Allaam neden ya neden? Niye bütün dualarımı kabul ediyorsun? Niye her seferinde istediğim şey olduğu zaman pişman ediyorsun beni? Diye isyan ede ede uyudum.
***
Geçenlerde bilgisayar lab.ında gördüm okulda da başımdan kaynar sular dökülürken, yüreğim ağzıma geldi. Bunun burada ne işi var yahu Bilkentli mi oldu Allah korusun diyerekten beni fark etmesin diye güneş gözlüğümü takıp binadan nasıl kaçtığımı bir ben biliyorum bi Allah :)…
İkinci bi “İlk görüşte aşk hikayesi” mi? Tövbeler tövbesi…
Bariz hatalar yapmaktan hep kaçınırım. Bile bile yapılması da hoşuma gitmez ama bazen kaşındığım olur benim. Gözüm kapalı dalıveririm en dangalak işlerin ortasına…
Dedim ya bariz hatalarım olmaz genelde. Ama bi keresinde en “bile bile”sinden bi oldu :) Zaten “Yakalandığım” en pis anım da o’dur. Elime yüzüme bulaştırmıştım.
O Emir’in bana saydığı lafları ömrümde ne duydum ne de duyarım bundan sonra :)) Birkaç saat sonra Deniz’in arayıp “Aslı abim ortalıkta yok, galiba Ankara’ya geliyor, motoruyla çıkmış yola yani birkaç saate orada olur haberin olsun diye aradım.” Sözünden sonra aramıştım Emiri :) Mantık sınırlarında Mersinden Ankara’ya birkaç saatte gelmesi mümkün değil ama Emir mantıksızın önde gideni olduğu için aradım. Telefonu bir metre uzakta tutarak bile bağırışlarını duyabiliyordum sınıfta :) Gülşah’ın “Şimdi sıçtın Aslı onu bil kardeşim; hakkım helal olsun. İyi bilirdim seni... Bu sefer kesin öldürecek...” Sözleri geliyor aklıma... “Okim oluyor da be!” diye çemkirmiştim.:) Ne komik kızdım ben eskiden, çok pis cesaretliymişim şimdi bakıyorum da asla öyle bi şey yapmam şu an :) Cahil cesareti işte.
Dershaneden çıkarken Gülşah’ın sürekli kulağıma euzu besmele fısıldamasının da etkisiyle bi tarafım üç buçuk ataraktan etrafa bakıyordum savunmamı hazırlarken :) Aklıma Ata Demirer’ in uzuneşek oynarken olanları anlattığı sahne geliyor sürekli :) “Aa yeter ama artık kıpırdanma olmasın, olacak bu yani artık hadi ama.” :) Dershanenin önündeki motoru gördüm, geri girdim Dallas finale. “Yok ben etüt metüt bi şey alıyım; olmadı polis çağırıyım; lan kesin öldürecek beni bu sefer; eminim.” Diye mızırdanmıştım :) Hala gülüyorum hatırladıkça.
Sonra Emir girdi kapıdan, elinde çiçeklerle. Gülşah kulağıma yaklaşıp “Onları da seni gömünce mezarına koyacak demek ki Aslııığ her şeyi hazırlamış çocuk.” Demişti. Lan gülsem mi ağlasam mı bilmiyorum. “Açıklayabilirim.” Demek istiyorum ama diyemiyorum; neyi açıklayacağım ki hem :) Beni görünce “Özür dilerim.” Dedi. Tövbee, az sonra yapacakları için özür diliyor herhalde diye düşünerekten “Ne için?” dedim. “Sana güvenmediğim için.” Dedi. Anlamaya çalışaraktan kuul görüntümü korumaya çalışıyorum. “Ne oldu da birden böyle düşünüyorsun?” dedim. Sanki ortada onun yaptığı büyük bi hata varmış izlenimi yarataraktan. :)..Uzattığı çiçeklere karşılık yanağımı uzatıyorum, öpüyor sarılırken. Acaba sonra nasıl bi arbede yaşayacağımızı düşünmeyi erteledim :)
Onunla “iki hafta sonra ayrıldık.” Gibi basit bi son yazmayı ben de çok isterdim ama resmen burnumdan getirdi. Ne kadar çok kavga ettiğimizin hesabı yok. Allahtan devletim sonunda el koydu olaya. “Askere gidiyorum ben. İnşallah ölürüm de sevinirsin sen de” Dedi. “Cehennemin dibine git, ölürsün inşallah da sevinirim.” Dedim.
Aslında ben pekiyi pek hoş dersler çıkardım tarihten ama işte bi insan akılsız olmaya görsün, aynı hatayı yine yine yapar mı? En barizinden.. .
Şimdi hadi bulun da getirin kafamı vurabileceğim büyüklükte bi taş da görelim…
Sizlerden gelen yoğun istek üzerine kaçıranlar ve yeni öğrenmek isteyenler için ASK101 dersine devam…
-Aa duyduklarım doğru mu Aslı? Siz ayrıldınız mı? Eğer öyleyse ben bunu niye senden öğrenmiyorum da başkalarından öğreniyorum?
-Bilmiyorum, belki ayrılmışızdır; haberim yok öyle bi şeyden.. :)
-Nası “haberim yok” ya :)))… Berre bana “Aslıyla Arda ayrılmışlar.” dedi.
- Ha o zaman ayrılmışızdır :)))... Tövbee… Bize öyle bi bilgi gelmedi :)) ama belki ayrılmışızdır dedim ya, üç dört gündür konuşmuyoruz Ardayla.
-Kızım ne biçim sevgilisin sen, çocuğu küstürüp de niye hiç aramadın?
-Eksikliğini hissetseydim arardım.
-Valla ayrılmadıysanız da yakında ayrılırsınız bu gidişle, bu ne lan umurunda değil.
-Ya ben bunaldım zaten çok üstüme düşüyor, üç gündür kafamı dinliyorum valla. Zaten ayrılmıyorsam tek nedeni dadanacağını bilmem. Bırak birleşik ve küs kalalım :) Ya da kendi ayrılsın :)
-Bu bunaldım laflarını külahıma anlat, sen o geyikleri yapmazsın. Niye ayrılmak istiyorsun ki başka biri mi var aklında?
-Yok canım mezunlardan biri olduğunu da nereden çıkarıyorsun :)
-Şerefsiz, mezun bi de he mi, hangi sınıfta?
-Hayır be kimseyi bulmadım. Kimse beni buldu :) Ben tek eşlilikten yanayım. Ardayla ayrılmadan bi şey yapmam.
-Ondan mı çocuk ayrılsın diye her şeyi yapıyorsun? :)
-Ya gel kantine çıkalım nasıl olsa ders türkçe, olanları anlatırım neler oldu bilsen..
O sırada Süpermen geldi sınıfa. Ya adama sürekli Süpermen dediğim için adını unutmuşum:) Aşırı yakışıklı türkçe stajyeri, yeri, yeri yerim, tom ve jerim.. :) Aslında Türkçeyi sürekli ful yapmıyor olsaydım çok iyi anlaşabilirdik ama kader işte..
“Ooo müstakbel sevgilim de gelmiş, hocam kitaplarınızı alıyım.” Dedim hemen J
“Git kız şurdan zevzek, dersimde laubalilik istemem diye kaç kere söylicem!”
“Ders başlamadı ki henüz, hem sevgimin bi göstergesini laubalilik olarak nitelemeyin rica ederim, kalbim kırılıyor.”
“Ooo hayırdır, sen kalp de mi edindin :) Hani beni seven kızın akli dengesinden şüphen olurdu senin?”
“Orası öyle. Hem ben de çok dengeli sayılmam. :) Ya siz de bana boş değilsiniz biliyorum, saklamayın duygularınızı kuzum..”
Stajyerlerden bu yüzden pek hoşlanmam, ne deseniz ciddiye alırlar J
“Bak bu dersten sonra Ardaların sınıfında dersim var, valla söylerim bu dediklerini… Hocanım ben senin”
“Evet hocam ya artık konuşun Ardayla, çık aramızdan, kızın peşini bırak deyin :))).. Aslı ya benim olacak ya kara toprağın deyin.”
“Tövbee, kız git başımdan, a bak iyi adam lafın üstüne gelir kendin söyle.”
“Aaa aşkım sen ne zamandan beri buradasın? Ehe biz de senden bahsediyorduk süpermenle. Tutturmuş ya benimsin ya kara toprağın diye. Dedim benim Ardadan başka kimseyi gözüm görmez diye ama işte ne yapsın gariban aşk ateşi şeysi, üstüne varmadım.”
-Kesin öyledir Aslı kesin..
“Ya bak inanmıyo ya, Ardacım dedim benim bi stajyer parçasıyla ne işim olur, mis gibi müstakbel mühendis aday adayı sevgilim varken aaaa di mi ama?”
- Biraz yalnız konuşabilir miyiz? Seni kantinde bekliyorum. (çıkar gider..peheyy..)
“Hey allaam ya al işte küstü yine, hep senin yüzünden.”
“Ne benim yüzümden, asıl senin yüzünden dersimin onbeş dakikası geçti. Geç yerine derse başlıcaz artık.”
“Aaa hayatta olmaz, kantinde yolumu gözleyenim var, tenhalarda ağlayanım var hocam :)”
“Aslıııı..”
“Ya bakın en iyisi siz beni yok yazmadan dersten atmış olun, ben de aşkımı kalbime gömüp gülşahla kantine çıkayım??”
“Ha anlaşıldı senin derdin, hayır olmaz hep kaçıyosun Türkçe derslerinden, otur yerine.”
“O zaman beni ne zaman istemeye geleceksiniz onu söyleyin de annemler hazırlıklara başlasınlar.”
“31 Şubatta Aslı, hadi geç yerine bak sinirleniyorum ama.”
“Olmaz ben kış düğünü sevmiyorum, gelin şunu 1 mart yapalım olmaz mı?”
“Yok illa 31 şubat olmazsa olmaz.”
“Ya aramızda üçün beşin hesabı mı olur bu saatten sonra? Duygularımla mı oynadınız yani bunca zaman? Ha bu arada siz nerelisiniz hocam?”
“Sana ne? SANA NE? Ya geçsene yerine artık derse başlıcam.”
“Aaa başlatmayın ama dersinize hocam alt tarafı nerelisiniz dedim.”
“Tokatlıyım Aslı tamam mı rahatladın mı? Geç yerine yoksa müdüre gidersin. Atarım dersten”
“Duygularımı kullanılmış bir mendil gibi buruşturup attınız zaten, beni dersten atsanız ne olacak..”
“İyi yürü müdüre gidiyoruz o zaman, bakalım ne olacak görelim.”
“Tamam be geçiyorum.” (O sırada mırıldanaraktan) “Tokattan mı geliyon da kız sen Almuslu musun, ben sana varacağım da söyle namuslu musun..”
“Aslııııı!!!”
“Efendim en aşırı feci sevdiğim hocam?”
“Yok bi şey sus artık. Arkadaşlar bu gün sözcükte anlam işleyeceğiz.”
“…Kurban olam boyuna da o ne biçim bakış yar….”
“Aslı tekrar ikaz etmeyeceğim.”
“Peki, son bi soru o zaman, siz askerliğinizi yaptınız mı hocam?”
“Yapmadım Aslı.”
“Oki. Yapmayın zaten hocam, bedelli çıkınca gidin. Asker yoluuuuğğ bekleeeriiiiğğğmm günü güne eklerim..”
“Çık dışarı Aslı.”
“Eğdirme fesini yar yar kalkar giderim, evini başına yar yar yıkar da giderim...”
“Ya bak çıkarken bile şarkı söylüyo ya sen nası bi sorumsuzsun. Ne olacak senin bu halin? Saldım çayıra mevlam kayıra..??”
“Çayırda buldum seniiiğğ ,ellere vermem seni, iyi dersler hocam :) kendime alsam seni, sineme sarsam seni :))))))))…”
***
-Geldin mi?
-Yok gelmedim Arda, senin için dersten çıktım bak kaçırıcam kaç konu.
-Sağ ol çok fedakarsın.
-Rica ederim. Hayırdır ne konuşacağız?
-İlişkimizi.
-Ehehe olmadı Aysun Muysuna gideydik, profesyonel destek almış olurduk :) (Rehberlik hocası)
-Çok komiksin. Otur da adam gibi konuşalım.
-Tamam bi Dakka ben bi kahve alim gelim.
***
“Ailenizin sevgilisi, dershanenizin öğrencisi, kantininizin müşterisi geldi abi Süpermen bi kahve istedi hesabıma yazsın dedi.”
“İki şeker mi?”
“Yok atma sen, o kendi atmayı seviyo.”
“Ben şekersiz içiyorum demiyosun da..:))”
“Ya hocam hadi ısmarlıyormuş valla kendisi dedi. Bi tane de çokonat al kendine dedi. Sor istersen.”
***
-Artık konuşabilir miyiz Aslı?
-Tabi buyur.
-Doğuş senden hoşlanıyormuş!!!!?
-Hıı öyleymiş bana da dedi.
-NEee!? yani herif bi de seninle konuştu da bana söylemedin öyle mi?!?!
-Sorsaydın söylerdim.
-Sen ne dedin peki?
-Arda benden ayrılırsa olur, dedim.
-İnanmıyorum sana Aslı pes!
-Üf inanma zaten öyle bi şey demedim. Benim bi sevgilim var, dedim. O da biliyorum ama sadece bil istedim dedi. Bu yani, başka bi şey yok. Abartma.
-Yok yok illa ağzını burnunu dağıtıcam onu istiyo piç
-Arda kendine gel?! Ne biçim konuşuyorsun sen?!
-Aslı sence normal mi o ibnenin söyledikleri? İstersen gidip bi de “Sağ ol ya benim hatuna aşıkmışsın.” Falan diye tebrik edip çıkayım aranızdan!
-Ayça da sana yazıyodu, ben bi şey yaptım mı o zaman?
-İyi ki bi şey yapmadın, kızın güzelim saçlarını yaktın! Senin yüzünden herkes “ayuça” demeye başladı kıza, sınıf değiştirdi yazık.
-Vah vah, sen de gideydin peşinden. Güzelim saçmış, topak..
-Gereksiz kıskançlık yapıyorsun Aslı!
-Ben bi şey yapmıyorum. Senin yaptığının aynını yapıyorum.
-İkisi aynı şey değil ama. Ayça bana gelip de ben sana aşığım falan demedi.
-Ahh ah yanarım da ona yanarım. Demedi ki :) İçimde kaldı o yüzden.. :)
-Bak gördün mü sen de aynı tepkiyi veriyorsun. O yüzden karışma bana da.
-Doğuşla olabilecek herhangi bir münasebetin ilişkimizin sonu olur onu bil de. Gerisine karışmam.
-Sen ayrılmaya yer arıyorsun ya bıktım ben bu ilişkiden.
-Ne münasebet!? Aksine şurada ilişkimizi kurtarmaya çalışıyorum.
-Bırak çalışma Aslı böyle olacaksa bitsin daha iyi! İstemiyorsan ayrıl benden Aslı!
-Tamam, ayrıldım, hayırlı olsun. =)
-Eğer o Doğuş olacak herifle çıkarsan ağzını yüzünü kırarım o herifin haberin olsun.
-Arda defol.
-Sen defol.
-İyi hadi derse defolalım :)
-Gıcık karı :)
-Domuz herif :)
-Ayrılmıyorum ben.
-İyi ayrılma. Ben ayrılıyorum ama..
-Saçmalıyorsun, bu kadar küçük bi şey için her şeyi yok edemezsin Aslı.
-Ederim.
-İyi et o zaman!
-Ettim bile.
-Defol Aslı
-Sen defol.
-Olmuyorum işte, ayrılmıyorum senden, sen ayrıl istiyorsan..
-Arda allaşkına evliymişiz gibi konuşma :)))
-Evlenecektik biz.
-Tamam gene evleniriz. Hele bi ayrılalım da :)
-Benden başkasıyla olursan evlenemem seninle. Ben ilk ve tek olmak isterim her zaman
-Yalan söylediğini biliyorum. İlk sevgilin benim. Ama şunu da bil, eğer benden ayrılırsan ömrün boyunca beni özleyeceksin, bir başkası giremeyecek hiç hayatına,kimseyi sevemeyeceksin bir daha.
-Tamam oldu.
-Bak gidiyorum ama!
-Sen bilirsin.
-Bak bi daha dönmem ha! Gider Ayçayla çıkarım.
-Peki, mutluluklar.
-İyi madem öyle.. Gittim ben hadi kendine iyi bak.
-Oki.
**
“Ooo Aslı hanım siz derse uğrar mıydınız?. Neyse ki ikinci derse yetiştiniz, sözcükte anlam testi boğazımızdan geçmiyordu sizsiz.”
“Ben bu ders ders işleyemem hocam moralim çok bozuk.”
“Allah allah zaten derste sizin moralinize bağlıydı hanfendi, emriniz olur. Hayırdır?”
“Sevgilimden ayrıldım, dünyaya küstüm, bi daha kimseyi sevemicem, Ayuçayla çıkacakmış ona aşıkmış bırak peşimi, düş yakamdan hain domdom, pis şişko, sevmiyorum seni- dedi bana.”
“Arda mı dedi bunu??? Hahaha yok artık. Uydurma, o demez öyle şey”
“Ben de ‘bunları sen mi söylüyorsun bana!’ dedim ama ‘Süpermen beni tehtit etti, Aslıyla aramızdan çıkmazsan seni hep yok yazarım ailene mesaj gider çocuğunuz derslere girmiyor diye dedi’ dedi.”
“Aslııı…”
“Hem izdivacıma mani olun hem de benimle evlenmeyi kabul etmeyin. İyiymiş. Evde kalayım ben de. Onu istiyorsunuz zaten biliyorum. Allah canımı alsa da kurtulsam..”
“tövbeee, kız bacaksız çok konuşmaya başladın sen yine, şu testleri çöz çabuk. Ayrıca sen şişko değilsin”
“Ehehe biliyordum ben de sizi seviyorum hocam korkmayın :)))))))..”
“Ya var ya sana iyi bi şey diyende kabahat.”
“Hocam bi şey sorucam.”
“Of Aslı nişanlanıcam yakında evlencem başkasıyla tamam mı? Sorma daha bi şey:)”
“Allah bi yastıkta şeyetsin hocam ya Mezun32’nin dersine siz giriyorsunuz değil mi?”
“Evet nooldu?”
“Turuncu atkılı çocuğun adı ne?”
“Alla alla kimmiş o turuncu atkılı?”
“Tayfunun arkadaşı.”
“Sen tayfunu nereden tanıyorsun da? :)))”
“Tanımıyorum. ‘Tayfun bana da bi sosisli al’ derken duyduydum, sesini beğendim aşık oldum. :) Sosisli aldıracak kadar arkadaşlar demek ki”
“Hahaha.. Bak merak ettim şimdi,kim acaba?”
“Hocam siz yaparsınız bu işi ya bi şey dicem hani siz dersteyken ben size tebeşir getirsem fln o sırada çaktırmadan göstersem siz de bana söyleseniz?”
“Alla alla hanım efendi planları kurmuş bile! Hayır olmaz öyle şey!!”
Ki oldu da, onunla da iki hafta çıktık ayrıldık. Çocuğun adını hep karıştırdığım için “Tayfun’un arkadaşı” olarak kalmış hafızamda.. :) ASLI
Masamda da LasVegas’a gidiş dönüş uçak biletleri duruyor. Şurada 21 yaşıma ne kaldıydı ki? Casinolar kol açmış bekliyorlardı.. Kumar oynamaya acayip hevesliydim ben. Ya tutarsa dediydim göle maya çalıp.
Çalıp çırpıp…
Cebimizde beş kuruş para yok. Parası olmayan adam doğru düzgün aşk acısı bile çekemez.
O cepte!
Acıktık. Karınca kararınca bütün paramızı avcuma topladık: üç milyon dört yüz bin.
Üç tanesi bi milyona simit, sonra iki milyona bitavuk döner ayran alıp üç kişi paylaşmışız. Kalan dört yüz bine de ağzımız tatlansın diye bi top kek. Anca doyduk.
“Cebimizde beş kuruş para yok” mecaz falan değil.
Ayrıldık, metroya yürürkeniçinde üç basımlık binme hakkım olan kartın buruşmuş kenarını düzeltmeye çalıştım “Ulan bi de basmazsa.” korkusuyla.
Kartı makineye ittim.
Makine bana kartı itti.
Kapı açıldı, girdim.
Artık sorun kalmadı..
Dilenci bi çocuk elindeki kutuda iki beş yüz binle peşime takıldı, avucunu uzattı bana, soran gözlerle baktım. “Ablacım şerefsizim sen benden zenginsin.” Dedim.Gitti.
Vay gidi. Hey gidi.
Cebime sokuyorum elimi iki üç fiş.
Bakıyorum biri “Burger king- Yemek – 10.75” “Yuh! Kaç kişi doyuyo lan o paraya.” Diyorum iç çekerek.
Diğer fişe bakıyorum “Kütüphane cezası 2.60” “Zamanında sorumlu olaymıştım.” diyorum.
Bir diğeri “Dost Kitap Evi 16.90” “Yuheyy!”
Buruşturup çöp kutusuna smaç basacağım sırada üç saniye koridoruna yakalanıyorum. “Evladım adam gibi atın çöpünüzü.” Diyo bi teyze. “Atmayacaktım ki öylesine şey ettim.” Diye çemkirgeç tavır sergiliyorum.
Yürürken arkamdan çarpan gülleyle savruluyorum su birikintisinin içine.. Şıloop diye. “Önüne baksana beyin fakiri!” diye bağırıyorum çarpan dangalağa. Paçalarımdaki çamuru silkelerken “Özür dilerim. Dengemi kaybettim kusura bakmayın. Size ilk görüşte aşık olabilir miyim?” diyor. “Dengeni kaybettiğin belli yeğenim, bi daha ağız ayırarak yürüme.” Deyip yola devam ediyorum koşar adım. Manyağın tekine çattık diyorum kendi kendime, daha doğrusu o bize çattı… Hala peşimden yürüyor kokarca kokarınca muhabbet etmeye çalışarak. “Hangi parfümü kullanıyorsun?” diyorum, söylüyor. “İyi, bence bi daha kullanma.” deyip kontörü olmayan telefonumla 9333’ü arıyorum. Kadın “Ücretli kontörünüz bitmiştir….” Derken ben “Alo babacım, geldin mi? Nerdesin? Ha tamam gördüm o yanındaki de Mahmut Abi mi? Ha yanımdaki mi? Yok canım arkadaşım falan değil, serserinin teki peşime takıldı.” diyorum. Yolun ilerisindeki iri yarı iki adama el sallayaraktan. Çarpışık dengesiz birkaç saniye içinde toz oluyor yanımdan.
Vay canına aşkı iki dakika sürdü.
-Net mi ayrıldınız yoksa trip mi?
-Bürüt ayrıldık.
-Üff defol lan. Dur bi fotoğrafını çekeyim. Mala benzedin.
-Evet mala benzemişim. Şimdi bu fotoyu O’na yolla da ayrıldığımıza üzülmeyi bıraksın böylece. Sevinsin lan iyi ki ayrılmışız diye.
-Haha..
Telefonuma gelen mesajla heyecanlandım ki boşuna heyecan yapmışım; “1 Yeni Vahiy Alındı…” diye başlıyor. :) Gülmekten yerlere yattım. Tövbe Haşa yeni bi din çalışmamız var, insanlığa yeni bi CD yollayacağız. Yakında Tanrıça olucam buraların hepsi benim olacak.
Attığım maili okuyorum “The Future Wife” diye bitiyor. Gülüyorum, gülüyorum deli gibi gülüyorum. Öyle canım acıyor, o kadar olur. Fiziksel bi acı yemin ediyorum, kalbim sancıyor. :)
İkinci bi Mirim vakkası. O da öyle sırf anı olsun diye birlikteydi, bu da öyle çıktı. Aşk, sevgi, dostluk, kardeşlik, insanlık ve futbol kazansın yalanı. Sporun ve sporcunun dostu aslı, Vebalim boynuna. :)
Bi film izliyorum elimde bi kavanoz nutellayla; kızdaki gurursuzluğun diz boyu değil artık boydan aşrı olmasıyla soluğu çocuğun kapısının önünde alıyor. Kız zaten gururunu ayak altı ederek magmaya değirecek ayaklarını neredeyse, ama çocuk yine de yetinmeyip, daha da aşağılamaya çalışıyor camdan bakarken, açmıyor kapıyı.. Orada bi şerit kopuyo, film devam ederken esas kız gözlerini açıyor. “Bizi çok korkuttunuz hanımefendi.” Diyor dünya yakışıklısı bi çocuk. “Nerdeyim ben, uçağımı kaçıracağım!” diye haykırıyor kız. “Ne uçağı hanımefendi sakin olun, gelin biraz dışarı çıkalım hava alırsınız. Sigara kullanıyor musunuz?” diyor dünya yakışıklısı. “Ben sigara kullanmıyorum, sigara beni kullanıyor.” diyerekten çocuğun yaka kartından ismine bakıyor kız. “İki saat geçti n’olur ağlamayın artık. Su getirdim size.Dünyanın sonu değil ya.”
Sıçrayarak uyanıyorum, film izlerken uyuyakalmışım; gözümde yaş var. Rüyaymış diyorum. “Hanım efendi üç saattir ağlıyorsunuz rica ederim sakin olmaya çalışın.” Diyor muavin kılıklı bi adam. İnsanların zaman zarfı kullanırken ne kadar hoyrat olduklarını fark ediyorum. Sesi üç beş saat önceki telefon konuşmasına benziyor. Öyle bi adam sendeci hava, umursamaz, öyle bi essay’in sonuna “So what?” yazan hoca edası.
Filme geri dönüyorum ama bitmiş, onun yerine Türk filmi başlamış. “Nefret et, ama acıma yeter ki. Arama bundan sonra beni, hayatımın içine sıçtın.” Diyor kadın. “Nefret etme lan etme, ettirme; acı bana, acı ulan acı Allahsız. Hatta sırf acıdığın için azcık seviyormuş gibi yap da şu halimden daha çok acınacak duruma düşmeyeyim.” Diyor bence içinden. Adamın acıma sınırı belli zaten “Yok canım olur mu öyle şey, seviyorsun sen beni. Sonra gelirsin.” Diyor. Sağ ol canım hiç aklına gelmemişti bu genç kızın. :) Türk filmlerindeki erkek karaktersizler böyle zaten; dünya odunu, taşı, kayası, tahtası, kalası, kütüğü ve daha nice gözümde talaş olan tipleme…
Bu da aşkına karşılık alamayan insan saldırması gibi oldu ama valla öyleler lan valla. Büyüdükçe düzeliyor erkekler. Küçükten alıp yetiştirmek akıl işi değil. Sen bak büyüt, elin kızı gelsin üstüne konsun. Bırak Allah’ını seversen. BU’nların hazırOLMUŞlarından var ya : Bir gece birlikte derbi izlerken kamyoncu, ertesi sabah takım elbisesinin içinde işe giderken bey efendinin önde gidenine dönüşen. Bu hali elma dersem çıksın armut dersem çıkmasın deyip sonsuza kadar; ELMA ELMA ELMA diye haykırtan. :))))… Onların türevlerinden bulmak lazım. Gerisi akıl kârı değil.
Aşk acısı; aşk acısı değil evlat acısı gibi yemin ediyorum. Sen büyüt, eğit; elin kızı gelsin alsın koklamaya kıyamadığın gülünü. Nankör olmak evlatlığın doğasında var. Ondandır.
Kocaman bi çimenlik, kocamanın da kocamanı. Sapsarı, ekilip dikilmeden biten uyduruk çiçekler var üzerinde. Eğilip bi tanesini kopardım. Güzel kokmuyor ama yoklukta çiçek işte. Az önce yerdeydi, şimdiyse elimde oyuncak. Ya sıkılıp atacağım ya da yersiz yurtsuzluktan kendi solacak.
Niye böyle bir şey yaptım diye soruyorum kendime. Hırsımı başkalarından çıkarmamne kadar doğru?
Mizacım gereği doğru. Geçmişten gelen alışkanlığım gereği…
Menekşeler, papatyalar açmış az ilerde. Kiraz ağaçları beyazlanmış, kediler ağaç gölgesinde mayışmış. “Doğum günüm gelmiş demek.” diye hissettim ve takvime baktım. Birkaç gün var daha. Her bahar bu olur bana. Doğayla birlikte yeniden doğarım ben Nisan’ın tam ortasında.
Elimde tuttuğum çiçeğe dedim ki “Nisan’ın 15’i benim doğum günüm. O gün gelince hala yaşıyor olursan kutla tamam mı. :)” “Olur.Benimki de 9 Eylül, sen de kutla tamam mı.” Dedi. “Ölmez de ömrüm olursa unutmam.” Dedim. Yalan mı söyledim ciddi miydim bilmiyorum. Aslında 10 Nisan olacaktı benim doğum günüm diye üzüldüm..
Bu kadar yandıktan sonra Anka olacaktım, yeniden doğacaktım ama bir kutu Arko kremi sürünüp, bepantenle yatan yanık kanarya oldum. İyidir iyidir, 20 yaşın son günleri, dünya bi kızın gözlerinden ibaret.
Yakında 21 yaşında olacağım. Yasal olarak dünyanın her yerinde alkol tüketebileceğim. Hayal olarak da dünyanın her yerinde alkol tüketebileceğim.
Lisede bi türlü ergen kız muhabbetine girmediğim için hevesimi şimdi çıkarmış olayım. Tuhaf edeyim. Siz de acık gülün eğlenin.Sırf bir kez gülümseyesin diye yazıyorum bunları Ziyaretçi, ya da gülüp geçsen de aynı sevinci yaratır bende. Çünkü mevzuubahis yiğidim kartalımın buradan haberi bile yok, olmasın da. :)
Peki ya üflenerek yenen yoğurdun da ağız yakması? Her yiğidin yoğurt yiyişinin aynı çıkması :)))..
O kadar kişinin içinde yıldırım bi sana çarpıyorsa o senin iletkenliğin be güzelim, sen çekiyorsun bir10 boyunla desene… :))) O’na bu’na bok atma.
Anadolu Turizm hayırlı ayrılıklar diler.
Onlar ermiş muradına, siz çıkın öğle arasına…
Aşk Hacısı Aslı
Tuhaf etmek: Yedi kere tavaf eden aşk hacısının kazandığı mertebe.
Son olarak buradan anneme, babama, yengemgile, ananemlere, Viyana'daki ablam ve enişteme, teyzemgil ve kuzenlerime, ve ilerideki muhtemel yeğenlerimlen, pek kıymetli arkadaşlarıma, ve ilerdeki muhtemel Ziyaretçilerimlen sen şu an gözü bu satırlarda kayan, az sonra şahit yazılacağını bilmeden, yorum yapmadan çekip gidecek olana sevgiler ve selamlarımı iletiyor ve telefonuma attığı şu teselli mesajı için çirkef Sabri Sarıoğlu'na, Lugano'ya, hakem Aydınus'a, ve kariyerindeki ilk kırmızı kartı dün gece alan müstakbel eşim, çatal karam çirkefim Semih Şentürk'e ve daha adını anamadığım nicelerine teşekkürlerimle..
"Aslı'm Hugo Boss'lım Seni üzenin kafasına bastım." :)))))
Sevgili Ziyaretçi; yazım bu seferlik sana değil. “Sevgili”m olup da “Ziyaretçi”m olmayan birine. Tabi en başta hitap ettiğim üzere sen de sevgilisin, saygılısın; bende yerin ayrı. Sadece yazıda geçecek soruları, sitemleri alınmayasın diye söylüyorum…
İlk görüşte aşk değildi kabul ediyorum, ama bi yerde de ilk görüşte sayılır benim için. Aslında ta ne kadar zaman oldu sevgiliyiz, bi ayrı bi birleşik, bi dargın bi barışık..Meğer o zamana kadar aşık değilmişim O’na, meğer o zamana kadar görmemişim O’nu... Arkamı döndüm, aramızda iki adımlık mesafe vardı, göz göze geldik ve o an âşık oldum lan!?...
Ama haklıyım Allah canımı alsın. O nasıl bi yakışıklılıktır öyle, Allahın boş gününe denk gelmiş olmalı diye düşündüm. 10 Ekim’de doğan çocuk sayısını kontrol ettim. Hakikaten o gün doğan çocuk sayısındaki düşüşü görünce haklı olduğumu anladım: Özenmiş de yaratmış Allah.
Onu gördüğüm bir saniyeden daha az sürede aklımdan geçenler şaka gibiydi sanki…
Hani bi şeyin sahibi iki dakikalığına size emanet eder de, gidince geçici olarak sahibi siz olursunuz ya; sanki öyleymiş gibi. Sanki biri çıkıp gelecek de O’na “Aşkım çok beklettim mi?” diyecek bana da “Sağ ol ya, sen de yokluğumu aratmamışsın.” Diye teşekkür edip, O’nu alıp götürecek gibi.
Bi güzellik ki çirkin hissettim kendimi karşısında. Sanki beni görünce; “Eeıı.. Şeyy benim önemli bi işim vardı da, tüh bak nasıl unuttum; kusura bakma artık, neyse sonra görüşürüz.” Deyip geri dönecek gibi türlü düşünceler aktı kafamdan. Hayranlığımı ne kadar gizleyebildim bilmiyorum.
Bi terslik var sanki Allahım, bi yanlışlık..Bu çocuk mu bunca zaman peşimden koştu benim? O mu buldu beni ve tanışmak için o kadar çabalayıp, daha ilk konuşmalarımızda “Seni seviyorum.” dediği için abaza muamelesi gördü benden:)?!
Tam tersinin olmadığına şaşırmakla kalmadım.Ben bu kadar yakışıklı birine mi o kadar çok naz yaptım zamanında,yüz vermedim, sonradan onu çok sevip, bağrıma bassam, sevgilisi olsam da aşık olmadan kalabildim bunca zaman?! Diye düşündüm..
Benim aklımdan o bi saniyede bunlar geçerken, arkamı dönüp göz göze geldiğimizde O’nun gözleri parladı sevinçle. Hani sabahın köründe binadan çıkarsınız da yere pinemiş bi kedinin gözleri bi an fosforluca parlayıp sizi korkutur ya… Aynen öyle parladı…Korktum bi an gözlerinden! Aklımdan geçenlerden habersiz, ikinci saniyeye girmeden bana doğru bi adım atıp kucakladı beni “Aşkım” diyerekten; ayaklarım yerden kesildi, gözlerimin sevinçten yaşardığını hissettim, kaburgalarımınsa acıdığını…
Bi insan bi saniyede bu kadar çok mutlu olmamalı… Yani olmalı ama alıştıra alıştıra, böyle aniden değil… Sonra vücut garip tepkiler veriyor. Şahsen ayaklarım yerden kesildi, derken mecaz değildi: bi an taşıyamadım kendimi, o sarılmış olmasa düşerdim belki… Yine fark etmemiş olmasını umarak söylüyorum. Birkaç saniye içinde kaburgalarımdaki acıyla toparlanabildim. Pek sık kullandığım “Ve Kırar Göğsüne Bastırırken”i yaşayacaktım az kalsın :)… Onun da en az benim kadar beni özlediğini, sevdiğini,sevildiğini bildiğini görünce kafamdaki düşünceler uçup gitti. Gözümdeki yaşları fark etmesin diye sakladım yüzümü sarılırken. Şükürler olsundu sahiden; şükürdü kavuşturana… Artık AŞTİ’nin sabahın köründe de olsa kalabalık bi yer olduğu aklımıza gelince ayrıldık. Yanaklarından öptüm. “Hoş geldin.”
Bu hoş geldinin altında da yine kafamdan düşünceler akıyordu. Hoş geldin! İyi ki geldin. İyi ki varsın. Allah’ım iyi ki bunu yaratmışsın! İyi ki doğmuş. İyi ki beni bulmuş.
“Hoş buldum canımm.” Dedi sanki kafamdan geçenleri duyup. Belki uyku mahmurluğumdan, belki bi aşk sarhoşu leyla havamdan, belki az önce hissettiğim çok aşırı feci miktarda mutluğun bünyeme ağır gelmesinden midir ne öyle bi alıklık, bi baygınlık bende.. Yüzümde engelleyemediğim saf bi sırıtış, bi “Nası yani lan?”, bi “Yok artık LeBron James.” Sevinci var. Bi de elim ayağıma dolaştı, zaten topuklu ayakkabı giymenin verdiği zor yürüme durumumun üstüne bi de bu uyuşukluk eklenince sanki 7saat yoldan o değil de ben gelmişim gibiydim.
Çikolatalı pişmaniye almış gelirken yoldan, bi sevindim ki, çocuk gibi… Artık çok sevdiğimi bildiğinden mi yoksa Burak’ı kıskandığı için mi bilemiyorum.. :)
Yolda sarılmış giderken bakmadım yüzüne hiç. Biraz daha toparlanınca görsün istedim beni. O da bana bakmadı, durup durup öpmeleri hariç.. :) Eşyalarını bıraktık, diz dize oturduk, konuştuk…Konuştuk…Konuştuk… Meğer ne çok şey varmış söylenecek, anlatacak…
Birlikte kahvaltı yaptık, fingirdedik, sonra kampuste gezdik, öpüşüp koklaştık, sarmaş dolaştık Ankara’da.. Yemek yerken karşılıklı kadeh kaldırdık. İlk defa birinin gözlerine bu kadar uzun baktım sanırım. Zaman durdu sanki. Hep eksik bi parçammış da bulmuşum gibi değil, aksine onunla birlikte olduğum sürece eksiliyormuş gibi hissettim. Kalbimi ona verdiğimi fark ettim.
İkimizin de o gün başına olmayacak aksilikler geldi. Ama normalde ayrı ayrı günün ağzına sıçacak bu olaylar bile mahvedemedi günümüzü. O kadar güzeldi ki..Dünya üzerinde daha güzel bi duygu varsa da ben rastlamadım henüz…
Esenboğa’da ayrılık saati yaklaştıkça huysuzlaştıysam da, beni sakinleştirmek yine O’na düştü. Ondan nefret ettim bi an, gitmek zorunda olduğu için... Sarılırken hiç bırakmasam mesela kaçırsa uçağını:) gibi hain düşünceler geçti kafamdan.Uçuş saati yaklaşırken beni de geri götürecek servis gelmişti..Sarılmak istemedim, sarılırsam kendimi tutamayıp ağlayacağımı biliyordum. Uzun uzun baktım, gözlerim doldu; bakma öyle, deyip öptü beni bi sürü.. “Kalkıyorum, binecek misiniz?” diyen şoförden nefret ettiğimi duyunca aslında O’ndan daha önce nefret etmediğimi anladım. :) Birkaç dakika daha konuştuk, öpüştük, koklaştık, bi sürü tembihte bulunduk birbirimize.Kendine iyi bak e mi?Bak sakın hırkasız falan çıkma, hasta oliim deme…vs… vs.. Sonra 7aylık doğan şoför bi daha uyarınca mecburen ayrıldık. O’nu cehennemin dibine yollayıp, bindim otobüse. “Okumaya mı gidiyo?” diye sordu şoför “Hıı..”diyebildim sadece “Allah kavuştursun.”dedi.Tutamadım kendimi daha fazla. Ağlamaya başladım otobüste.. Adam halime üzülmüş olacak ki belediye otobüsünde bi ilki gerçekleştirdi. Bangır bangır İbrahim Tatlıses açtı :)).. “Ne mecnun ne kerem bi çare bulmuş, eaayrılık her aşkın kaderiiğğnde var.” Diye.. Başka zaman olsa çok şaşırır, gülmekten bi hal olurdum. Artık nası bi haldeysem, ibo dinleyip ağladım resmen :).. Dışarda yağmur yağmaya başladı, otobüste bile üşüdüm.Otobüsten inip Tunus’a doğru giderken daha sabah birlikte geçtiğimiz yollardan şimdi tek başına ve ıslanmaktan sıçana dönmüş bi halde geçerken hala ağlıyordum.
Sonunda yurda varıp yatağa yattığımda yol boyu dua ettiğimi fark ettim. En son ÖSS’ye hazırlanırken bu kadar samimi dua ettiğimi hatırlıyorum Allaha.. Nerdeyse bir yıl olmuş doğru düzgün selam alıp vermişliğimiz yoktu. İnsan çok çaresiz kaldığı zaman böyle oluyor heralde. Allahım sen onu gör, gözet, koru, kolla…ve daha birsürü şey…
O günün üzerinden çok zaman geçmedi, okullarımız açıldı, bi sürü dert yine... Yine ben kaç gündür triplerdeyim “Beni arayıp sormuyosun, ilgilenmiosun,sevmiyosun sen.” modundayım. Yine O bana “Kızgınım sana, ne demek oluyo o mesajlar?!” modunda… “Sırf doğum günün diye arıyorum, yoksa aramıycaktım! Niyeyse hep de kızlar kutlamış doğum gününü saydım 10 taneydi en az!” bile dedim, nası bi doğum günü kutlamasıysa artık… Ama yine hala çok seviyorum, yine o “Seni sevdiğimi biliyosun zaten, öpüyüm mü?” havasında, yine iyi ki doğdu, iyi ki beni buldu.
Nice mutlu yıllara canımm.. Doğum günü kutlu olasıca...Seni seviyorum.
Aşığım, Seviyorum (ulan allahsız! diye devam etse yakışır hani. =) ) Çok aşırı feci.. Üstelik platonik de değil (Bu iyi bi şey.) Yeni bi olay da değil... Ben yeni fark ediyorum.
Rüyamda görüp, uyanıyorum, yüzü karşımda.. Gözlerimi sıktırıp tekrar bakıyorum saçlarımı düzeltmeye çalışarak bi yandan; yok! "O ha! Sıyırıyorum.." Ne diyor türkümüz "Bu aşk beni iflah etmez, del'eyler.." Haklı..
Şimdiye kadar sayısı bine yaklaşan ayrılma isteklerim için çok pişmanım! Bi tutabilsem bi daha bırakmıcam da.. Elimi nereye uzatacağımı bile bilmiyorum alabilmek için.
Aramıcam.. İlk ben aramıcam.. Özlesin, diyorum. Özlemiyor yahu adam. Bildiğin özlemiyor.. :)
Gelse.. Gelse n'olcak: Bin saat trip atıyorum. Sonra da gidiyo.. :) Halbuki affedecektim az daha zaman olsaydı ?.. Nerdeyse ablasını kıskanıcam..
Her şeyin bi zamanı olduğu gibi kavuşmanın da var di mi Ziyaretçi.. Açıl ulan okul açıl.. (Bu da mı gelecekti başıma, bunu da mı diyecektim ben?!)
N'olur bi şey olmasın O'na.. Çıksın gelsin. Ağzım açık kalsın. "Senin burda ne işin var?" diim. "Niye haber vermedin." diye azarliim, iyi ki manikür yapıp, kaşlarımı almışım dün gece diye düşünüp... Sonra kızdığıma pişman olup "Ben senin yerinde olsaydım çok kızardım, düşünsene o kadar yol geliosun, kız triplere giriyo.." diye fişekliim iyice.. :)
Üşümeyen tek bi hücremiz kalmayana kadar yürüyelim, durakta otururken atkımı kulaklarına sariim, o da bana aynısını yapmaya çalışırsa sinirlenip, huysuzluk yapiim.. =)
Ben 'niye bu kadar kısayım'ı düşünürken, o gözlüklerime gıcık olsun, çıkarmicam diye inat ediim mesela =) Yarım kiloluk meyveli yoğurdu patatesle yeme girişimimde yüzü ekşise karşımda otururken :)
Daha önce beni aldattığı kızla telefonda konuşurken kendimi şıllık gibi hissetsem. Kızamasam da.. =) "Seni hiç aldatmadım, o sırada zaten ayrıydık." dese yine.. Yüzüne bakıp, "Çok isterim şöyle laap diye bi tokat atmak" desem, atamicamı bilse "Hadi?" diye uzatsa yanağını.. Fanteziye bak.. :)
Uzar gider bu böyle sen gelene kadar.. Zaten ilacımı unuttum yine, sen yoksun diye.. Gelcen mi yarın? Olmucak bi şey istiyosam söyle Ziyaretçi..
Ne demem, ne yapmam gerek bilmiyorum. Yerinde olsaydım ben de aynı şekilde davranırdım, sanırım ya da davranmazdım. Ben biraz daha yumuşak yüzlüyüm. Beni kandırmak çok daha kolay...
Benim yerimde olsaydın sen ne yapardın ondan emin değilim. Gitme demediysem de demeye gerek bırakmadım diye düşünüyorum. Eşşek değilsin ya canım o kadarını anlamışsındır :)... Madem sen öyle istiyorsun.. Öyle olsun.
Bende kabahat zaten. Hep bende olur..
Yok üzülmedim aslında.Belliydimsi gibi sayılırdı sanki.. Benim yüzümden olduğunun da farkındayım.Ondan toz kaçtı gözüme
Kapatır kapatmaz uyuduğuna o kadar eminim ki. Kim bilir ne zaman göreceksin bunları.. ya da görmeyeceksin. Yerinde olsam görmezdim. Çünkü giderek daha çok sinirlendiğimi hissediyorum. Biri engellemezse elimi kana bulayacağım. Halbuki sivilce yolmak adetim değildir..
Bi de tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır derler.Gerçi atalarımız da bi garip. Niye yılanı deliğinden çıkarmaya çalışmışlar ki? Sonra da "vay efendim yılan beni soktu." İyi olmuş, diline sağlık.. Hadi ordan.. Bence sessizlik çıkarır.. Yılanı yani.O da gelir laf sokar .
O kadar eminim ki ...Beni görünce üzüldüğünü biliyorum. Ben üzülmüyorum. Öyle pek çok baktıysam yüzüne bi şey demeden; üzüntüden değildi.. Bi daha görüp görmeyeceğime emin olmadığımdandı sadece.. Keşke yarın sabah görsem.. Gece çıkıp gelmiş olsan öle gönümü almak için Hayal gücüm hep geniş olmuştur zatenşakacı ben Hem gelme zaten istemiyorum. Tırnaklarım düzgün değil. Gece gece manikür yapasım da yok.Hem dediğn gibi 1-2 gün kaldı.Ondan da hassasım biraz. Seninle ilgisi yok yoksa..Böyle aniden bi ağlamaklı olup az zaman sonra neşeleniyorum bu gece. Yarına bir şeyciğim kalmaz.
Hoş bu gün artık yarın..Saat olmuş 04.07 ..Allaan yarını mı biter..
Şimdi ölürsem çok üzülürüm kendime. Ecelim bu yakınlardaysa rica ediyorum allaam Biraz ertelesen? Ölmek dert değil: Bunun için ölüyorum sanacak; gözüm açık giderim valla
Değmezmiş hiç uğraşmaya, eskisi kadar sevmiomuşum ben Uyuz oluorum şöle benim yerime karar verilmesine. Eskisi kadar değil hiç sevmiorum artık. İyi oldu iyi valla.. Ben de öle düşünüodum zaten
kulaklarım üşümüş Uykum da geldi aslında. Gözüm ekranın köşesinde bekliyorum. Köşe de derken saatte yani, bakalım saat kaç diye
Keşke 3.ye izin vermeseydim; hoş iznime bakmazdın ya: Başka kalmamış olsaydı. O zaman uyuyamazdın.
Aslında hiç bir şeyi umursamam. Her şeye katlanırım da... Bilmiyorum yalan mı gerçek mi; söylediğin sınav sonucuna çok üzüldüm. Sanki söylediklerimin hepsini duvara anlatmışım gibi.. Ne dersem diyeyim geri dönmüş sanki.. Belki daha fazla hırslanıp ya da gayret edip.. bilmiyorum beni dinliyorsun sanıyordum sadece.Yolunu çizdiğinin farkındayım. Hedefini de belirlemişsin. Şahane! Bilmiyorum istediğin yer orası mı; ama söylediklerinde samimiysen, inşallah olur.
Yerken çok tatlı olan bisküvilerin birkaç saat sonra midemi bu kadar yakacağını tahmin etmemiştim.Abur cubur yemeyi kessem iyi olacak.Yazmak da istemiyorum artık. Aklıma bu yazı için şahane bi başlık da geldi .. Hatta ben bu şarkıyı bi de bloa koyarım ..niye mi?
Yüreğimin sol kapağı burkuldu Ziyaretçi, niye olcak..