Hiç ASLI yoK

13/9/2009 - Yeni Eğitim Öğretim Yılının Şeysine

Odayı bok götürüyo.  

Tabi daha yerleşmeden öyle fink fink gezmelere gidersem olacağı bu.

Uzun yoldan geldim.

Lego parçaları gibi birleştirilmeyi bekleyen sebzelik’imsi şey hala çöp poşetinde, kitaplarım keza yerde belden aşrı dizilmiş. Mutfak eşyaları mini buzdolabı üzerinde kutuda hala. Kıyafetlerim koltukta yığılı, çalışma masasında çalışılabilecek hiçbir şey olmamasına rağmen tıka basa dolu…

 

“Yumurtanın sarısı, yere düştü yarısı

Sarısında fayda yok, kaç gel gece yarısı…”

 

Makyaj çantasının ağzı açık kalmış; devrilince ağlayacaktım az kalsın. Bi tek Fenerbahçe formamı düzgünce astım, yanına da atkımı..Ooohh yaşanabilir bi yer oldu şimdi burası.

Geri döndüğümde toplu olmasını bekliyordum odanın, ne alakaysa. Sanki imam gelip toplayacak. Nigar da gelmiş, al beni vur ona. Geçen yıl bu kadar çok eşyamız yoktu sanki. Bana nazaran o daha tertiplice yerleşmiş...

 

“Arpa buğday çeç olur, yavrum güzeller güleç olur

Meyil verme güzele, yavrum ayrılması güç olur…”

 

Yine de derli toplu değil, hanım burayı öylece koyup kedi beslemeye gitti. Ulan bizim beslenecek çöpümüz yok şurada, yurdun önündeki kediler için bi servet harcıyo kız. Sonra da kendi aç kalıyo. Siritiyor

 

Yiyecek BİM kekinden başka (Meyveli CASEYSiritiyor) hiçbir şey yok. Tek seferde ağzıma atabilir miyim ki diye denedim de boğuluyordum. Kendimden tiksindim; “İnsan gibi yesene şunu, ergen oğlanlar gibi şımarmanın ne alemi var.” Diye.

 

Param da olmasa neyse; diyeceğim fakirlik suç mu, günah mı, Afrika’da bunu bulamayanlar da var diye ama tamamen tembellikten gitmiyorum alışverişe.

 

Bari oruç tutaymıştım, hiç değilse sevabıma aç kalıyorum derdim. Gerçi bi dakika, şu an saat 21.00 olduğuna göre ben İspanya’ya göre falan iftar yapmış olurdum herhalde. Siritiyor

 

“Esvap serdim sicime, uyma elin picine

Yar üstüme yar sevdi, o gidiyo gücüme…”

 

 

Oysa annem giderken birkaç milyon kere “Alışverişe çık. Sebze al muhakkak, yoğurt al, abur cubur yeme onun yerine meyve al, atıştırmalarında falan bi elma bi şeftali yesen daha iyi, fesfuta gittiğini duymayayım, süt al, kendine yemek yap, aç kalma.” Diye tembihlemişti.

 

Başıma ne geliyorsa tembellikten. Siritiyor

 

“Al entarim asılsın, kara gözlüm nasılsın

İkimizin sevdası, gazeteye basılsın…”

 

Nietzsche okuyayım biraz dedim, aman o da zerdüştün teki, bi şeyler buyurup durur. Sonra Sokrates’i denedim, onu da savamadım bi türlü.  (Böylelikle niye PHIL103’ten kaldığım belli oldu anasını satim. Ne pis bi şeymişim ben böyle… )

 

“Ay Dilber, Can Dilber, Çal Dilber, Teller Oynasın…”

 

Yazının asıl ana fikri herkeslerden evvel, geçen Perşembe benim okulumun başlamış olması.

Üzerimdeki huysuzluk açılımının birinci dalgası bununla ilişkili.

Öyle ki bu gün kendi kendime “Niye hayat böyle ya şu şöyledir, bu böyledir.” Diye mızırdanırken önümde mıy mıy yürüyen kıza “Yürü gız sen de.” Dedim ve hemen kafamı çevirdim.

İnşallah duymamıştır. Çok güldüm sonra kendime.

 

“Kayseri mektebinde oldum jandarma, nazlı yarim el sözüne aldanma

Benden başka yar se’versen gönenme…”

 

Bu arada italik yazan türkü sözleri konuyla alakasız olup tamamen o sırada çalma listemde olan türkülerden alıntılar. Yoksa üstüme yar sevecek yar anasından doğmadı henüz ve saire…

 

“Çift jandarma geliyor da kaymakam konağından

Fiske vursam kan damlar mı kırmızı yanağından…”

 

Aslında bu yazıyı güzel bi yerlere bağlayacaktım ama güzel bi yerlerime kıvrılmak üzre yollandı şimdi iki chapter Var’ol’asıca hocam tarafından mailime. İncelemeden gelmeyin yazmış bi de, tencere tava herkes ayrı hava…Siritiyor

 Bu yazı da başka bahara kalsın der, içli içli ders çalışmaya giderim Ziyaretçi. (Nereye gideceksem)

Hadi Allah zihin açıklığı versin.

Görüşürüz yine. Öperim ki. En çok da seni özledim ben içlerinden! :)


NOT: BİM'e sesleniyorum buradan; lütfen o ıslak mendilleriniz bebek götü gibi kokutmasın ellerimi!

Ailenizin Hiç Aslı Olmayan En İyi Aslısı
ASLI Han Pekaşırıfeciçokdeliçalışırken

(Çalışmaya gitmemek için ne yazacağımı nasıl uzatacağımı şaşırdım. Bari doğru düzgün yazımı yazaydım.)

O değil de maç n'oldu? Fener'in maçı vardı bugün Bursasporla sanki? Du bi bakayım ondan sonra başlarım çalışmaya. Ohey şimdilik 1-0 öndeymişiz. İyi iyi maşallah :)

O da değil de M. United Beşiktaş'ı n'apacak acaba. :))) Ahaha yazık lan. Cincon da yenince üzüldüm Allah canımı alsın.
Cinconla Fenerbahçe kötü oynadığından meydan bunlara kaldıydı geçen yıl. Tesadüfen şampiyon oldular diye bi havalar bi şeyler. Anaa.. Beşiktaş ne Allaşkına? Hadi yine cincon ne fena bi şey de, peşiktaşa n'oluyo? :))) 

Amaan bu polemik de bitti. N'apsam ki. En iyisi artık ders çalışmak tamam.
Hadi bi daha öpüyorum canım.
Ciao!

ASLIKİ

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

4/9/2009 - AFFETTİM



Hani şifresi "ASLICIGIM" olan bi yer var ya...
Hah işte oraya bi şey yazdım senin için...
Taslak olarak kaydettim. 
Git bi bak olur mu?
Ondan sonra da ara beni.
Lütfen.


Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/9/2009 - ASLI BANA SİYAH DESENE

Kategori: GonuL isLeri
Masum                          Masum                            Masum
Hayatın cilveleri, üst üste denk gelme şeysi falan da filan da... Sikici


Üzgün"E ben nolacam şimdi?"
Sinirli"Ne biliyim nolcan!"

Değişken değiştirme metodunu kullanmalıyım biliyorumGöz Kirpiyor ama peki ya sabit değerlerSasirmis?

Peki ya ağzını yüzünü dağıttığım ergenler? 5Kiloluk yağ tenekesi?
Peki ya dağılan hayallerim? :)))

Çilgin

Peki ya algıda seçicilik? :)
Peki ya "Umarım bi gün tam tersi için seviniriz." diye yazdığım mesajın hala taslaklarda durması.

Sasirmis

Peki ya mayın tarlasından baktığım fal... Siritiyor

Ya Sikici


Durumla zerre kadar alakası olmayan bi seksi şempanze şarkısı geliyor şimdi, Sezen daha süper söylemiş haliyle.. Sadece fidyosunu buldum ondan böyle koyuyorum...
 
Lisede ne söylerdim bu şarkıyı, üzerine alınanların gözü kör olsun, havaya söylerdim hacı... :)))

Varsın dünya alem benim düştüğüm duruma gülsün... Le Le Le HastaGülümsüyor











ASLI


Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

30/8/2009 - İğneyi Kendime Çuvaldızı da Bu Kapıdan İlk Girene


Çok kitap okumak ölümü meşrulaştırıyor gözümde.

İhtiyar biri gibi bakabiliyorum –bazen- hayata. İnişli çıkışlı olmasına izin veriyorum. Hayatımda da dönem dönem dişimi sıkıp, dönem dönem çayıra salabiliyorum kendimi.

 

Sürekli bi hayatı dolu yaşama endişesi var içimin bir yerinde. Kişisel gelişim veya ‘Tavuk Suyuna Çorba’ kitaplarına karnım tok, ama her günün önemli olduğuna içten içe inancım çok. Boş boş yatarken bile bunu düşünüyorum.

Ben o kadar çok vakit kaybettim, öyle boş günlerle doldurdum ki ömrümü.

Sonsuz sanki.

Fakat geriye dönüp bakmaktansa müstakbeliyatımdan ömrüme bi bakmayı tercih ediyorum.

Öleceğim aklımın ucundan bile geçmiyor.

Bırak evlenip torun torba ihtiyarlamayı, işlenip kariyer yapmak bile yıllarca uzağımda.

Hayatımdaki belirsizlikleri ben belirliyorum. Ne olacak ne bitecek bilmiyorum ama hep iyi şeyler olacağına dair acayip bi inancım var.

Şu “Secret” geyiğinin ayaklı kanıtıyım. (NOT: O kitap, hayatımda başlayıp da yarım bıraktığım tek kitaptır. Okumaya katlanamadım.)

Ne zaman başım belaya girse, ya da ben korkuyu hissetsem “Bir şekilde” geçer diyebiliyorum kendime ve sebebini açıklayamadığım için beni Allah inancına sürükleyen şeyler geliyor başıma. Öyle ki her istediğim oluyor. Valla!

Bi şekilde içimden geçen her şey oluyor. Fakat ya ben yanlış şeyleri istiyorum, ya sonunu düşünmeden istiyorum, ya da hayaller gerçekte o kadar da güzel değiller.

Hayatım acayip parlak.

Zevkli ve neşeli.

Hatırlanmaya değsin diye yaşıyorum.

 

Önyargılarıma bakıyorum; sonra kendime bakıyorum. Aynı önyargılarla kendime bakamıyorum. Çünkü kendimin seveceği tarzda bi insan değilim ben.

 

İnsanları sürekli yargılayarak, haklarında daha yeni tanışınca bile kararlar verebiliyorum. Doğru ya da yanlış, hemen kafamda bi fikir oluşuyor. Hani her şeyi çok biliyorum, küçük dağları ben yarattım ya! Ondan…

 

Herkes aklımdaki doğrulara uysun istiyorum. Uymayanları hayatımdan çıkarıyorum.

 

Kimsenin beni üzmesine izin vermiyorum. Hatta sevgilim bile beni üzecek olursa ayrılıp, kendi kendimi üzüyorum.

 

Kendime  –pek aşırı feci- güvenimi kaybettim sanıyordum ama yanılmışım, tozlu raflarımı azıcık üfleyince parım parım parladı yine koyduğum yerde.

Anlamıyorum ki kaynağı ne?

Ahım şahım biri olsam içim yanmayacak. Yolda –bile- insanlara baktığım gibi biri bana baksa, rahatsız olurum.

Tabi her zaman böyle ayaklı psikopat değilim. Sevdiğim insanlar için yapmayacağım şey, vermeyeceğim taviz yok.

Aslımda iyi kızım ha. İyi niyetliyim. Birini üzmektense kendim üzülmeyi yeğlerim. Her zaman olmasa bile çenemi tutabilirim.

Bazen hırsımdan gözüm dönse de, beni öyle gören-bilen çok az insan vardır.

Ben bir şeye “hayır” diyorsam, o “hayır” demek değildir, onun “hayır” demek olduğuna inandırma yeteneğim yüksektir sadece.

 

 

Bazen üzülüyorum. “Böyle olmasaydı…” diyorum. Ama nasıl olsaydı? Bilmiyorum. Ama böyle değil…

O değil de Bihterle Behlülü kim gördü Alla’sen?

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

25/7/2009 - Kalk Gidelim Ele OH Dedirtme, Sevdiğini Kurda Kuşa Yedirtme

Kategori: GonuL isLeri

Seneeeee… Yıllar evvel :))

 

Balkonda oturmuş iskambil kâğıtlarından aşk falı bakıyorum. Bu fal meselesine de hayatta inanmam. Burçlara inanmadığım gibi. Ama bakarım aklıma estikçe, maksat vakit geçirmek…

 Ben Kupa Kızıyım her zamanki gibi. Fakat sevdiceğimi Sinek Valesi seçmişim. Hâlbuki ben bugün bile fal bakacak olsam sevgilimi Maça Valesi seçerim, sinek “gıcık” gelir bana. Demek ki Sinek Valesi seçecek kadar kıl tüy kapmışım çocuktan… :)

 

Neyse fal açıldıkça açıldı, hep güzel şeyler çıkıyor o yüzden yaklaşık 2 saattir mesaj çekmeyip, durum raporu vermemesine kızmıyorum sevdiceğin. Falın en sonu –en sevdiğim yeri- 4 kâğıt kalmış; “Ben, O, İkimiz ve Geleceğimiz”i simgeliyor bu kartlar.

 

“Ben”i açıyorum, Kupa As!

“Ayyyyy, demek ki aşığım!” diyorum. Hayır falda çıkmasa haberim olmayacak! :)

O’nu açıyorum, Maça Kız!

“Kim lan bu kız? Ben Kupa Kız’ı olduğuma göre, vay adi, nankör, Allahın cezası..” diye saydırıyorum…

 

O sırada telefonum çalıyor:

-Ne var?!

-Bitaneeeemmm çok özledim seni!

-Ben hiç özlemedim ama seni!

-Aa nedenmiş o? Sen yine niye kızdın bana bakim, vallahi arayacaktım ama yoldaydım sevgilim.

-Sus bana sevgilim deme! Cehennemin dibine kadar yolun var!

-Aşkım ne diyosun ya dışarı bak balkonunuzun önündeyim, dayanamadım seni görmeden, çıktım geldim bu sıcakta.

-Git o maça kız kimse onun balkonunun önünde dur!

-Aslım ne kızı neyden bahsediyorsun sen?! Ben senin üstüne gül koklar mıyım?

-Burnun kopsun da bi daha koklayama hiç bi şey! (hahaha bedduaya bak anasını satim nası bi insanmışım ben böyle? :)))) )

Çotank!

 

Balkona geri dönüyorum, o da annemler fark etmesinler diye az ileride bi yere oturup ellerini iki yana açmış “Anlamıyorum?!” bakışlarıyla bakıyor.  Acıyorum bu sıcakta o kadar yol gelmiş diye, gülüyorum kendi kendime yaptığım şeyin saçmalığına… Daha fazla şımarmayayım diye düşünüp gidip üzerimi değiştiriyorum. Tam evden çıkacağım balkondaki son iki kâğıt aklıma geliyor. “İkimiz ve Geleceğimiz” kartları… Hemen onlara bakayım da öyle ineyim aşağı diyorum. Koşaraktan balkona çıkıyorum.

 

İkimiz kartını kaldırıyorum: Karo Kız!

“Yok artık?!” diyorum.

Geleceğimizi kaldırıyorum: Sinek Kız!

“Kaltaklar!” diyorum. :))))..

 

Aşağı indiğimde gayet ciddiyim.

 

-Ayrılmak istiyorum ben!

-Neden?!?!?!

-Öyle işte, canım istiyor.

-Aslı bu kaçıncı? Ya nolur bu seferki mantıklı bi sebep olsun. Yemin ediyorum bi daha rahatsız etmeyeceğim o zaman! Ağlayacağım şurada… Senin için onca yol tepiyorum şu dediğine bak!! Neden ya neden?

- Nedeni önemli değil, ben öyle olsun istiyorum.

-Hiç mi sevmiyorsun beni Aslı?

-Yoo seviyorum.

-Öyleyse?

-Beni aldattığını düşünüyorum o yüzden.

-Ya Aslı ne aldatması ne diyorsun sen Allaşkına kim sokuyor kafana böyle saçma şeyleri anlamıyorum. Hep o Selinler dolduruyor seni biliyorum zaten! Seviyorum ben seni her şeyden çok ya n’olur dinleme o kızları!

-Arkadaşlarıma iftira atma… Neyse uzatmayalım, bitti sadece.

-Aslı bunu bana en az bin kere dedin, lütfen yapma!

-Tamam bin birinci olmayacak o zaman. Bu sondu.

-Peki sen bilirsin. Ama inan beni çok kırdın, bi daha geri dönüşü olmayacak bunun.

-İyi.

 

Şımarma, kapris falan iyi güzel hoş da çocuğun bininci kere de dayanamayıp “Peki sen bilirsin.” Diyeceğini nereden bileyim ben… :) Ben ayrılıyordum, o barıştırmaya çalışıyordu, yuvarlanıp gidiyorduk eğlenerekten:)))…

Anaa..

Ciddi ciddi tamam ayrılalım dedi gidiyo.. :)

Lan ne yapsam, “Dur gitme!” mi desem, hayatta demem :)

İyi çocuktu aslında ya, anaa, valla arkasına bile bakmıyor. Hoştu da, nazikti, komikti, seviyordu beni...

Hala bakmıyor. Hay Allah, lan bağırsam mı ki arkasından… Ya ben de seviyordum aslında.

Aman cinconluydu zaten ııyyk, elimi sallasam ellisi. Helal süt emmiş bi Fenerli bulurum kendime. Ama köşeden dönecek yahu, ehehe geri döner şimdi dayanamaz.

Hala dönmüyor. Hay kafama… Koşsam yetişir miyim ki. Yok artık Lebron James, oldu bi de arkasından koşayım tam olsun. O kim oluyor da! Ben “Aslı K..’nin peşinden koşmuş.” Dedirtmem!

Ya desinler ya gidiyor valla ya al işte köşeyi döndü! Neyse yetişemem herhalde artık. Kısmet ya, burada ne yazıyorsa o… Ya ama ya yaaaa böyle olmaması gerekiyordu!

 

-Ahahaha, sonra noldu?

-N’olacak “Peki sen bilirsin.” Dedi çekti gitti.

-Hahahaha... Ay yanaklarım acıdı gülcem diye Aslııığğğ, ay çok komik ahahahah…

-Ya gülme gerzek gülme, şurada yuvam dağılıyor, içim parçalanıyor. Akıl vereceğine dalga geçiyorsun!

-Ohhhh… Çok iyi olmuş sana var ya yemin ediyorum içim soğudu. Aferin K..’ye!

-Ya sen kimin tarafındansın?

-Tabii ki senin! Ama hak etmiştin artık, çok şımardın, kölen mi lan çocuk senin kahrını mı çekecekti her gün başka bi çorap örüyorsun başına.. E o da sabır taşı değil, bi sıçra çekirge iki sıçra… Madem pişman olacaktın niye ayrılalım dedin?

-Ya of tamam anlatmıyorum bundan sonra sana bi şey! Sana anlatanda kabahat..

-Ya tamam dur kızma, hiç mi konuşmuyor?

-Bilmiyorum.

-Nasıl yani? Açmıyor mu telefonlarını?

-Aramadım ki.

-Aslı dengesiz misin ya arasana çocuğu!

-Arayayım mı?

-Ya sen gerçekten seviyor musun K..’yi??

-Evet ya valla seviyorum.

-E arasana o zaman dangalak!

-Arayım di mi, tamam arıyorum du… Çalıyo… Ya meşgule attı al işte.

-Bi daha ara sen.

-Ya ama… Tamam, dur… Açmıyo işte açmıyo!

-Demek ki çok kırılmış, yoksa dayanamazdı o sana... Mesaj çek o zaman.

-Ne yazıcam ki?

-İşte çok özür dilerim, pişmanım, seni seviyorum falan; biraz da canım cicim ekle, erkekler hemen yavşarlar öle laflara.

-Ya bak yavşamaz da bana ters bi şey derse ağzını yırtarım ama ben bunun.

-Aslı ya üf tamam demez merak etme, seviyor o çocuk seni.

-Seviyor di mi, evet evet du… Ya mal oldum resmen hiç beklemiyordum böyle bi şeyin başıma geleceğini :) Bence böyle yazayım, gerçeklik payı yüzde bin! :)

-Hayır, biraz daha romantik ol, bitanem falan yaz.

-Üfff… Karı koca arasına girme sen, öle yazarsam benim yazmadığımı anlar. :)))

-Hahaha, iyi bildiğini oku.

-Tamam yolladım, hadi hayırlısı.

-“Onu başta düşünecektin, sürekli ayrılmaya çalışıyordun benden, rahatla şimdi ayrıyız, dönmüyorum!” yazmış allaaaan cezası, insan azcık yavşar.

-AHaha, tamam tamam gülmüyorum, ya onun şimdi siniri üstünde, biraz zaman geçsin, barışırsınız.

-Hayır olmaz. Ya şimdi barışacak ya da yok.

-E dönmüyorum diyo işte çocuk, ne yapacaksın evini mi basıcan?

-Aa süper fikir, kalk gidiyoruz.

-Nereye be?

-K..’ye.

-Ben niye geliyorum ya? Ala ala git kendin.

-Olmaz tek başıma gidemem, yürü hadi.

-Of Aslı of… Saçmalıyorsun!

-Tamam, hadi yürü.

-Ya sen ciddi misin?

-Evet, hadi ama.

-Ya annesi falan evdedir, saçmalama, ne diyeceksin gidip?

-Allah’ın emri, peygamberin şeysiyle oğlunuzu kendime istiyorum diyeceğim:))))..

-Ya manyak mısın, saçmalama!

 

***

 

-Küçük bi taş bul bana, birkaç tane.

-Napıcan taşı?

-Kafamı vurcam, hey allaam napıcam cama atıcam :)

-Aslı ya nolur gel gidelim şurdan rezil olacağız ya nolur!

-Selin sen bi sussana, küçük taşlardan bul sadece.

-Aslı üçüncü kata atamayız bak başkasının penceresine gelir. Bulaşık suyu dökerler üzerimize.

-Ya üf Selin üf, zaten millet de hep evinde bulaşık suyu bekletir bi köşede di mi? Camımıza taş atan olursa dökeriz diye.. Tövbee, çekil şuradan kafana falan gelmesin.. :)

(Bir taş attım pencereye tık dedi anası çıktı oğlum evde yok dedi vay vay… )

(Hayır böyle bi şey olmadı, gayet K.. çıktı pencereye :) )

 

-Ne işiniz var sizin burada?!

“Ya valla ben gelmek istemedim o zorla şeyaptı K..”

-Selin sen bi sussana, eeııı şey aşağı insene?

-Hayır inmiyorum.

-K.. hadi ya özür dilicem in işte naz yapma.

-Aslı ben senin derdini anladım zaten “…”yi de öğrendim. Gidin şurdan, komşular görecek.

-Ya bak valla sandığın gibi değil.

-Aslı tamam, sandığım gibi değildir eminim, öğrenmek de istemiyorum.

Arka fonda çalan Levent Yüksel’in şarkısına bi başladıysam, aheyyy, evlere şenlik!

Ben ettim sen etme affet, bırakma beni bu karda kışta… Bitti geçti gitti tövbeee…

-Aslı sus  n’apıyosun?!

…Kalk gidelim ele oh dedirtme, sevdiğini kurda kuşa yedirtme...

-Aslı sus nolur sus sessiz ol ya yapma..

…Bi dahaaa tövbeeee töööövvbeeeee..

-Ya tamam iniyorum aşağı, tamam sus başımın belaaası iniyorum!

…Kanatsız bir meleğim, dersimi aldım geldim; ver eliniiiğğğ..

-Ne melek ne melek… Tamam diyorum susmazsan annemler duyacak, o “…”nin de hesabını vereceksin ayrıca…!

Tırnağın bile olamaz, ben değil onlar yaramaz, bu hain sensiz yapamaz….

-Ya sus kardeşim geldi işte dur geliyorum.. Sus da bekle ya geliyorum hemen!

Aklımı aldı başımdan, oldum eşim can arkadaşımdan, cehaletime gençliğime ver, hadi geri sar al en başından…

Ben şarkıyı söyleyedurayım, koşaraktan geldi eliyle ağzımı kapatmaya çalıştı K..

“… Kalk gidelim ele oh dedirtme, sevdiğini kurda kuşaaaa yedirtme…”

 

Bi yandan gülüyoruz bi yandan da kızıyo bana “Bütün milleti ayağa kaldırdın şimdi herkes soracak bu kız kim diye!”

-Aman kime ne be! Senin de hoşuna gitti işte, şımarma :)

-Kime ne de, ben burada yaşıyorum, akşama tantanayı gör artık evde..

-Neyse, barıştık mı? :)

-Barıştık “Eşek AS”lısı barıştık… :) Bi daha bana gereksiz tribe girmeyeceksin. “…”yle de görüştüğünü duymayacağım.

-Ama sen bana emir kipiyle konuşursan ben seni döverim ki? :)

-Al işte!

-Ne al işte ne?!

-Yok bi şey Aslı, yok bi şey!

-Yok bi şey öyle mi?! Ayrılıyorum ben!

-Ya Aslı bi dur yine başlama, a bak gidiyo, ya dursana ama ama, ya Aslııııı Aslı hayatım, canım bi dakka durur musun ama böyle koşarsan olmaz ki Asl as a...

 

Hey gidi gençlik.. İyiydi, iyidir iyidir gençlik..


Hiç Aslı Olmayan Aslınız
ASLI

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/7/2009 - Bir Tutam Ürgüp

Kategori: Edebiyat

Yıllar yıllar evvel yazılan şiirimsi şey düşüvermiş dolabın tepesinden. Paylaşım yumağı olayım dedim ben de... Senee 2002



BİR TUTAM ÜRGÜP

Acayip romantik bir ortam…

Ve Walkmende Teoman…

 

Benim kafam gelecekten elemli

Semiha Teyze’nin eve bakan camda Temenni

Kocaman asmaları seyreden ben,

Lanet olsun –çantama dökülmüş- kokup duruyor ojem

 

Önümde vesikalık, yakışıklı bir resim,

Saçları koyu gibi, biraz düz kesim :)

Neyse, karne günü bir sürü olay oldu,

Teşekkür aldım, ok gibi içime oturdu.

 

Pazar sabahı Ayrancı Lisesi’ne hep birlikte yol aldık;

Ablam sınavda, biz dışarda göt attık.

Sınav başladı biz lisenin dışındaki parkta

Sınavdan bi çıktı, ablamın ağız kulakta :)

 

Tansaşın reklamındaki gibi yol aldık

Saat yedi gibi biz Ürgüp’e vardık

Gören de Rover’ı kamyon sanır

İşte Karadağların Peri Tower :)))..

 

O sırada bağların arasında yol alıyoruz,

Eve varınca dağ gibi eşyayı taşıyoruz

Dedem oturmuş asmanın altına

Dünya umrunda değil, gülüyor suratıma

 

Tek manzara yan evlerin çatıları

Bahçeyi görünce ananemin atıyor sigortaları

İçimden keşke ananem burayı o kadar abartmasaydı diyorum

Çünkü ben kısaca bir saray yavrusu bekliyorum.

 

Buranın bahçesi pek güzel

Kimse hormonlu yemiyor, her şey özel :)

Canım sıkılıyo dedim telefonda Melko’ya

O da beni yolladı, kütüphaneci Sami Amca’ya

 

Kütüphane pek güzel, içim memnun oluyor

Sami Amca’nın bi tane gömleği var, o da mor

Adamın canı sıkkın, yetişemiyormuş düğünlere

Benim gözüm kayıyor bahçedeki güllere

 

Merkez Pastanesinin karşısında Ürgüp Eczanesi

Evin arkasına düşüyor koca Kadı Kalesi

Sabahın köründe pide yaptırmaya gidiyo dedem

Çok kola içtim, bulanıyor midem

 

Ananemle dedemin şehirli köylü çekişmesi

Nurten Teyzegilin orda tatlı su “çişme”si

Burda herkes “Yenge” diyor, “Teyze” kavramı yok

Yoldan bir at geçti, kıçında vardı bok

 

Ananemin deyimiyle “7gündür ossura ossura yatıyo”rum

Üstüne üstlük geceleri bi de horultu çekiyorum

Nilgün Abla beni görünce öpmeden bırakmaz

Ananem ottan başka tahta yakmaz

 

Bahçede suyu kaynattığımız kazan aliminyum

Benim canım çekiyor yumi yumi yum

Derken annem arıyor, diyor “Vardınız mı?”

Aria hat mı istemem, yoksa ciklet sakız mı :)

 

Dayım Serdar Abiyle inşaat işlerinde

Ablam eczaneye gidiyo, kendi aleminde

Ananemin çenesi, dedemin geğirmesi

Dediklerine göre “Aslı’nın kalmadı terbiyesi.”

 

Dayım tabiri caizse eşşek gibi çalışıyo

Dedem geceleri horluyo, gündür bi şeyler emrediyo

Ablam benim paramla muz alır

Ortadaki cinslik gene benim üstüme kalır

 

Aslı der: “Ne olacak bu kontörün hali?”

Semiha Teyze yollar bize salatalık stili

Kavga çıkınca dayım götürdü bizi Zelve’ye

Valla her an gidebiliriz Ankara’ya veya karambole

 

Ürgüpten şimdilik bu kadar

Elbet bir gün beni Ankara’ya yollar kader

Bilirim bu şiirlerin sonu gelmez

Ozan Aslı’nın çemkirmesi bitmez.

 

Aslıhan Çalışırkenşımardıoğlu

2002 Ügrüp / Nevşehir

 

Glossary  :))))))

Semiha Teyze: Komşu

Temenni: Temenni Tepesi (Wish Hill =) )

Vesikalık-yakışıklı bir resim: Harun

Karne günü: Lise1’in karnesi günü

Pazar sabahı Ayrancı lisesi : Ablamın ÖSS’si

Tansaş reklamı: Tıkış tıkış dolu araba

Rover: Dayımın o zamanki spor arabası

Karadağlar: O zamanlar Asmalı Konak Dizisindeki ağanın ailesi :)

Peri Tower: Otel

Ananemin atan sigortaları: Bahçenin dedem tarafından çöp-ev’e çevrilmiş olması :)

Melko: Ankara’daki kuzen

Sami Amca: Ürgüp Kütüphanesi’nin Müdürü, aynı zamanda bir müzisyen, Ürgüpte bütün düğünlerde o çalar.

Şehirli-köylü çekişmesi: Ananem Karlıklı dedem Ürgüplü…Karlık köy, Ürgüp değil. O sebepten.. :)

Nurten Teyze: Annemin teyzesi

Nilgün Abla: Annemin kuzeni (Bkz.Nurten Teyze)

Yumi yumi yum: bir çeşit sakızlı şeker

Aria Hat: O zamanlar türkselli olan bendenizin mesaj 1 kontör diye geçmek istediği operatör, sonradan Avea oldu o.. Hala mesaj bir kontör, hala kullanıyorum :) Hatta 500 mesaj 39 kontör olduğundan mütevellit yaklaşık 12 mesaj 1 kontöre denk geliyor şimdilerde..

Serdar Abi: Ürgüpteki kuzen

Dayım: En sevdiğimiz…Levent Dayım :)

Eczane: Hülya Eczanesi, ablam o yaz orda çalışmıştı..

Muz: Bildiğin muz, parasını ben verdim ama ablam almış  da çok düşünceliymiş gibi olduydu :)

Kavga: Bildiğin kavga, benle alakası yok

Zelve: Bildiğin Zelve :)

Karambol: Bildiğin karambol=)

Çemkirme: Bir zamanlar ergenlik ortası meymenetsizliğiyle hiç bi halttan memnun kalmayı bilmeyen, her şeyi şikayet eden bir genç olaraktan Aslıhan ÇokAşırıFeciDeliÇalışırken’in çevresine karşı genel tutumu.



Çok Aslı Olmayan Aslınız
Hiç ASLI yoK

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

20/7/2009 - Bak Bir Varmış Bir Yokmuş

"Hayat, benden aldıklarını nerene sokacaksın merak ediyorum!"

Msn'de Evcimli'nin kişisel iletisi aldı götürdü beni uzaklara...



Epsn2230
kim yaptı


bahçe

Onur4
taaçan

Hpim1802


Ömer Faruk Hocam


Canan Aslı Bomba
Ablam ve Ben



Görüntü008
Binboğa

Hpim1800

Aslı Canan ığdır
Ablam ve ben

Cimg0054
Sünger bob

hicasliyok_ablus

Papatyam
Selin

Jun04324

Hpim4150
Ders çalıştıktan sonra....


15 resim arasındaki ortak şeyi buldun di mi Ziyaretçi ;)


Hey gidinin günleri
Hiç ASLI yok
Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

18/7/2009 - Kireç Çözücü

Kategori: Ne Dinliyorum
Efendim vidyo paylaşayım aman çok gülelim çok eğlenelim gibi bi işlevim olmadı benim pek. Bunun da amacı yine öyle değil. Şahan gibi uyduruk bi adamdan beklenmeyecek komiklikte olan bu vidyodaki her satırı gündelik hayatımızda kullanırız ablamla. Bu aralar yine sürekli izlediğim için uzaklara gitmeyeyim, blogumu açınca elimin altında dursun dediğim için koyuyorum.




Yorum (8) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

10/7/2009 - İlk Görüşte Aşk ve Dest-i İzdivacıma Mani Olan Cami İmamı

Kategori: GonuL isLeri

 Bu aralar aşkla meşkle kafayı bozan yazılarımın ardı arkası kesilmiyor ama şükür ki bu anlatacağım son hikaye, elimizde başka kalmadı Ziyaretçi. :))



İlk görüşte aşka inanmam efendim;


İnanana da inanmam.  (Bu da sosyal mesaj şeysi ;) )


Ama bir gün benim ilk görüşte âşık olasım gelmişti... Bir sabah uyandım ve ilk görüşte âşık olmaya karar verdim. Karar vermekle olur mu bu işler demeyin; olur, oluyor, olduydu.


Yattığım yerden elimi açtım “Allahım ya herkes ilk görüşte âşık oluyor, ben de olayım, şöyle çok aşırı feci yakışıklı, komik, tatlı bi çocukla yolda yürürken çarpışsak, sonra ananemin dediği gibi aramızda bi yıldırım-şimşek olsa; o da aşk şeysime mukabele etse…” dedim.


Niyet ettim Allah rızası için ilk görüşte âşık olmaya.


Niyet ettim etmesine de ben çirkefin önde gideniyim, çocuğun teki bana yolda çarpacak da kitabımı defterimi yere saçacak öyle mi? Hele le le le vay başıma gelen... Açarım ağzımı yumarım gözümü. Brad Pitt gelse saymadığım lafı bırakmam. O yüzden bu pek sağlıklı bir fikir değil. Nefret ederim öyle yolda ağız ayırarak yürüyen erkeklerden. Alık alık yürüyüp, önüne bakmamış ki çarpmış…


O ihtimal iptal; illa benim çarpmam lazım.


Bi de dikkatliyimdir ki yolda yürürken, kimseye çarpmam. Neredeyse koşarak yürüdüğüm için karşıdan gelen birini beğencem de çarpıcam diyene kadar 2-3 metre geçmiş olurum çocuğu.


Çarpışma meselesinden komple vaz geçtim ama olacak yani ilk görüşte âşık olacağım.


Evden resmen âşık olma niyetiyle çıktım o gün. Herkese âşık olabilirim. Potansiyel dehşet; ama malzeme verimsiz...


Kısmet ertesi güneymiş…


***


Alarm sesiyle uyandım sabah.. Dersin başlama saatine alarm kurulmaz ki kardeşim. Bi de ilk gün sonuçta. İlk intiba şeysi…


Aceleyle dişlerimi fırçalarken saçlarımı taramamak için sarı bandanamı (evet sağ üst köşedeki Efes Pilsenliyi, kafama yapışık olduğunu düşünürlerdi bir ara..) taktım. Her derde deva Fenerbahçeli eşofman altımı (ki kendisi hala her derde deva; yatarım, kalkar okula giderim, gelirim geri yatarım hâlâ çıkarmam onu üzerimden) giydim, tabi dizine yoğurt çorbası döktüğümü bileydim giyer miydim? Neyse sarı badimi de çektim üstüme, fırladım evden, koşa koşa yola çıktım.


Belki başka bi yerde olsa seksi bile sayılabilirdim ama her biri tesadüfen dışarıya gelen Vakko yazılı parlak türbanlarıyla kızlar sınıfı düğün salonuna çevirmişler tey tey tey... Ben de annemin süt almaya giderken giydiği terliği de giyeymişim tam olacakmışım…


***


Kapıyı çaldığımda dersin ortalarındaydı sanırım hoca. Saygımdan “Böldüğüm için özür dilerim, girebilir miyim?” diye sordum gayet efendice... “Yok, bekle de bi davetiye yazayım.” Dedi. Anında soğudum adamdan: “Tamam, ben kantinde oturuyorum, şu kıvırcık arkadaşla gönderirsiniz.” Deyip kapattım kapıyı... Zaten çekinerek gitmişim; ne diye ilk günden izmarit muamelesi yapıyorsun uyuz…


***


Zaten ya hep en ön ya da en arka sıra kalır bana. Bu hikâyede en arka boştu. Az önce sınıf dışında yaşadığımız ufak arbededen sonra tüm sınıfın içinden geçip, üzerime sifon çekilmesini bekleyerek oturdum en arkaya. Önümde bir adet kıvırcık kafa (Şu kıvırcık arkadaş getirir davetiyeyi dediğim kıvırcık). Tahtanın sadece dış çerçevesi görünüyor çocuğun kafasından. Gerçi görmem gereken bi tablo da yok zaten tahtada..


Bacak bacak üstüne atıp, çantamı da kucağıma koydum şişkoluğum kapansın hesabı. Yüzümü sol koluma, kolumu da sıraya yapıştırdıktan sonra rüyama kaldığım yerden devam etmeye çalıştım.  Hoca “Neye güldüğünüzü söyleyin de hep birlikte gülelim.” seviyesine gelmeden zil çaldı, mutlu oldum.

 

***



Önümdeki Marul arkasını dönüp “Geçen haftanın notları sizde var mı? Ben bu hafta ilk geliyorum da.” Dedi.


Kahverengi gözlü, geniş alınlı, ayrık kaşlı, zayıf yüzlü, gamzesiz konuşmalı, çarpık gülüşlü, nazik olmaya çalışan kumral erkek yüzü. Why not? diye düşünüp “İyi tamam oldum evet.” Dedim. Âşık olmaya karar verdim… Gayet de ilk görüşte :)


-Pardon anlamadım? Dedi.


-Neyse bakıcaz artık, hayırlısı. (deyip ayağa kalktım) Yok benim defter falan, ben de yeni geldim, bi bakalım etrafta ne var ne yok. Dedim yürüyüp dışarı çıkarken...


Cümle bitmeden yürümeye başlamak devamını merak eden birini peşinden sürüklemenin en süper yöntemidir.. O da kalktı peşimden geldi :


-Ben de bi bakayım. Dedi neye bakacaksak :)

 


***


 

Efenim birincisi hemen yapışıp ilgilenmemek, ikincisiyse sanki yanımda o değil de kim olsa aynı şeyleri konuşacağım izlenimi vermektir ilk görüşte karşıdakini sürüklemenin yolu. Panodaki alakasız haberlerden gözümü ayırmadan “Kargalar 200yıl yaşayabiliyorlarmış, ne ilginç…” diye kendi kendime mırıldanıyorum haberleri ona.


Kafamı kaldırdığımda bana bakıyor bulursam, zemin hazır demektir. Yok o da başka bi şeyle meşgulse bu temayül kimedir anlamaz o civan efendim uzaklaşmak makbuldür.


 

***


 

Kafamı kaldırdığımda alakasız konuşmalarımı dinler buldum onu. ‘E hadi madem gençler aralarında anlaşmış’ dedim içimden, güldüm ama resmen yüzüne bakıp gülüyorum çocuğun; nedensiz görünen nedenli gülmeme nedensiz gülmesiyle karşılık verdi. “Hadi derse girelim.” Dedim cevap vermesini beklemeden yine yürüdüm.


Bildiğim gibi davranan erkeklere bırak âşık olmayı beni şaşırtmadığı sürece hiç bi erkekle uzun süre muhabbetli kalamayacağımı sonradan öğrendim ama o zaman bunu henüz bilmiyordum…



***

 


Sanki çok aşırı feci ilgiliymişim gibi derste bi dinledim bi notlar aldım görsen Ziyaretçi, gülmemek için kendimi zor tutuyorum.


Hoca quizimsi iki sayfa verdi. “Bitiren çıkabilir.” Dedi. İşte benim bütün eğitim hayatımı mahveden cümlelerden biri… İnisiyatifime bırakılan sorumluluklar… Bir hızlı yapıyorum ki soruları atlaya zıplaya okuyarak. Yeter ki çıkabileyim. Kapalı oturumlar geriyor beni ne yapayım…


Sayfaları hızlıca bitirip verdim, eşyalarımı toplamaya başladım. Onun kağıdına baktım çıkarken.


Zaten birinin doğru kişi olup olmadığına o kadar lüzumsuz şeylerden karar veririm ki… Soru edatını ayrı yazması, dahi anlamındaki “de”nin bitişik yazılmaması, konuşurken “kızım” dememesi vs vs…

 


**


 


“Şey baksana, bi dakika!..” dedi arkamdan nefes nefese inen ayak sesi. Sanki yoldan geçen birini ilk defa görüyormuş gibi ilgisiz bi “Evet?”le baktım yüzüne. “Ben, şey, ne tarafa gidiyorsun?” dedi. Başka zaman çemkireceğim tutsa “Neden önemli?” derdim ama bu sefer şirinliğim tuttu; “Şu tarafa.” Dedim yolu gösterip. “Öyle mi benim de bu tarafa.” Dedi tam tersini gösterip. “İyi o zaman yarın yine karşılaşırız derste. Hadi görüşürüz.” Deyip yola döndüm. “Aslında belki ben de biraz oraya doğru yürüyebilirim.” Dedi. Hele le le le.... :) “Sen bilirsin.” Dedim uzatmadan.

Hoşnutsuz bakışlarımı devirdiğimi göstererek buyur ettim yola. “Ama rahatsız edeceksem gelmeyeyim?” dedi. “Nereye? Bizim eve geliyorsun da haberim mi yok?” dedim ben de :) Güldük. Yürürken ilk kez anlattıklarını dinliyormuş gibi yüzüne baktım. Hani sanki ben onu değil de o beni bulmuş gibi, zaten önemli olan onu öyle hissettirebilmek… :))) Havadan sudan konuşurken birden “Ben buradan döneyim, sen de gelme artık yarın görüşürüz.” Dedim, itiraz etmedi…

 

***

 

Ertesi gün yine geç kaldım. En arka sırada benim için ayrılmış Marul yanı güneşli bi sıra, bi de şekeri henüz atılmamış bi kahve buldum en süperinden... Keyiflendim tabi. O sırada “Gelmeyeceksin diye korktum.” Dedi Marul, yanına oturduğumda vaheyyyy. Eee hiç bi anlamı kalmadı ki...


Ne yani şimdi bu herif bana ilk görüşte âşık mı olmuş oldu bu ilgi alâka ne lan hemen? Hevesim kaçtı “Ulan hepiniz aynısınız.” Klişesine sığındım yine. Homurdanırken “Günaydın.” Dedim sadece. “Ben hala senin adını bilmiyorum.” Dedi.


Efendim sabahları çekilmez olurum, hayal kırıklığına uğradığım sırada çekmeye çalışanı da hiç çekemem... “Aslı.” Dedim.


 Hani iyilik haram derler ya, tam olarak benim için söylemişler onu. Çocuk hemen ilgi gösterdi diye konuşmadım. :)  Allahtan gururlu bi şey çıktı da o da benimle konuşmadı. Küsüştük :)

 

***

 

Sonraki günler bir muhabbet bi sohbet, esprinin bini bi para, ay aman her şey nasıl şahane, nasıl istediğim gibi evlere şenlik… Her gün konuşuyoruz, görüşüyoruz falan…


Bi gün dedim ki “İbne Gökçek suları kesmiş, haber de vermedi aşağılık! Ay duşa girmek için dayımlara gitmek zorunda kalacağım!”


“İbrahim Melih Bey için böyle konuşmamalısın!!!!” dedi. :)))))))))))))))…


Şaka yapıyor sandım önce yoksa o ünlem işaretlerini alır da, ne yapacağımı bilirdim ya ben neyse :) “Ehehe o önündeki “i” İbrahim miymiş, ben hep başka bi şey sanırdım.” Dedim :)


“Ayıp ediyorsun ama Aslı, bir bey efendi hakkında ne biçim konuşuyorsun sen böyle, hiç yakıştıramadım senin gibi aklı başında bir kıza…” dedi ciddi ciddi. Piiiii… “Sen şaka yapmıyorsun galiba?” dedim. “Ne şakası?” dedi. “İyi yok bi şey neyse kapatalım bu konuyu.” Dedim.


Aslında o zaman sezmiştim bi yerde bi şeyin yanlış olduğunu ama eşelemeyi de istemediydim açıkçası…

 


***

 

Akşam yine gülüyoruz, eğleniyoruz. “Aslı biliyor musun sen benim hayallerimdeki kızsın.” Dedi. “Ehehe ne hayaliymiş ki?” dedim, ah beni cilveli beni ni ni… “Öyle işte, ne biliyim o kadar ideal bi kızsın ki, diğer kızlar gibi değilsin, mesela espri yapabiliyorsun :)” dedi. Böyle uzayıp giden bi iltifat konuşmasının ardından sabaha doğru “Sevgilim olur musun?” diye sordu.


-Bilmem; olurum herhalde. Dedim.


-Düşünmeyecek misin hiç?


-Neyi? :)


-Ne biliyim kızlar hep “Biraz zaman ver.” Falan der ya.


-Amaan senden iyisini mi bulacağım. :)


-Ehehe şey teşekkürler, peki sevgili miyiz şimdi biz?


-Yeap baby! Hadi uyuyalım artık saat kaç olmuş!


-Tamam canım, yarın görüşürüz o halde.


-Görüşürüz.


 

***

 


Yattım, reglim başladı. Acıdan kıvranıyorum resmen; uyuyabilmek için dua ediyorum belki uyursam birazcık hissetmem diye... Kımıldasam canım acıyor. Kız doğduğuma saya söve zar zor uyuyabildim yarım saatte… Sonra ısrarla çalan telefona küfrederek uyandım, karnımdaki acıyla birlikte... Huysuzluğumun optimuma ulaştığı yerdeyim. Yeni uyanmış olmak, daha fenası uyandırılmış olmak, regl sancısı ve onun getirisi olan trip vs vs… Yani biri ölmediyse başka hiç bi geçerli sebebi olamaz beni o an uyandırmanın…


-Söyle? Diye açtım telefonu.


-Uyuyor musun bitanem?


-Sayende artık değil.


-Ya şey diyecektim, ezan okunuyor da kalkamadıysan diye.


-Ahmet ne diyeceksen de de uykum iyice kaçmadan uyuyalım Alla’şkına
yarın konuşuruz.


-İşte diyorum ya, sen şimdi namazını kılmadan yatarsan benim içime sinmez.


-Aamet ne diyorsun Allaanı seversen ne namazı?


-Sabah namazı aşkım, seni sabah namazına uyandırayım dedim. Namazdan
sonra benim için dua ettiğini bilmezsem rahatsız olurum.


-Amet şimdi rahatına bi şey dicem ya neyse… Sana ne benim namazımdan niyazımdan, girme Allahla kul arasına. Zaten rahatsızım bi de sen hasta etme. Böyle şakalar da yapma bi daha.


-Kalkmayacak mısın yani sen şimdi?!


-Kalkmıcam.


-Ben rica etsem yine de kılmayacak mısın namazını?


-Ahmet sana ne ya sana ne?! Valla günaha giriyosun şu an. Bi daha beni
uyandırırsan küfredicem tatlım. Hadi iyi geceler!


-Ama Aslı ben sa…


- Bak hala konuşuyor ya, bence sen beni bi daha arama. Çotank! (Telefon kapatma sesi.)


***


Allaam neden ya neden? Niye bütün dualarımı kabul ediyorsun? Niye her seferinde istediğim şey olduğu zaman pişman ediyorsun beni? Diye isyan ede ede uyudum.


***


Geçenlerde bilgisayar lab.ında gördüm okulda da başımdan kaynar sular dökülürken, yüreğim ağzıma geldi. Bunun burada ne işi var yahu Bilkentli mi oldu Allah korusun diyerekten beni fark etmesin diye güneş gözlüğümü takıp binadan nasıl kaçtığımı bir ben biliyorum bi Allah :)…


İkinci bi “İlk görüşte aşk hikayesi” mi? Tövbeler tövbesi…

:)


Hiç Aslı Olmayan Aslınız

ASLI

 

  

Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/7/2009 - Polifonik Maziiden Alıntılara Devam

Kategori: GonuL isLeri

Bariz hatalar yapmaktan hep kaçınırım. Bile bile yapılması da hoşuma gitmez ama bazen kaşındığım olur benim. Gözüm kapalı dalıveririm en dangalak işlerin ortasına…

Dedim ya bariz hatalarım olmaz genelde. Ama bi keresinde en “bile bile”sinden bi oldu :) Zaten “Yakalandığım” en pis anım da o’dur. Elime yüzüme bulaştırmıştım.

O Emir’in bana saydığı lafları ömrümde ne duydum ne de duyarım bundan sonra :)) Birkaç saat sonra Deniz’in arayıp “Aslı abim ortalıkta yok, galiba Ankara’ya geliyor, motoruyla çıkmış yola yani birkaç saate orada olur haberin olsun diye aradım.” Sözünden sonra aramıştım Emiri :) Mantık sınırlarında Mersinden Ankara’ya birkaç saatte gelmesi mümkün değil ama Emir mantıksızın önde gideni olduğu için aradım. Telefonu bir metre uzakta tutarak bile bağırışlarını duyabiliyordum sınıfta :) Gülşah’ın “Şimdi sıçtın Aslı onu bil kardeşim; hakkım helal olsun. İyi bilirdim seni... Bu sefer kesin öldürecek...” Sözleri geliyor aklıma... “O  kim oluyor da be!” diye çemkirmiştim.:) Ne komik kızdım ben eskiden, çok pis cesaretliymişim şimdi bakıyorum da asla öyle bi şey yapmam şu an :) Cahil cesareti işte.

 

Dershaneden çıkarken Gülşah’ın sürekli kulağıma euzu besmele fısıldamasının da etkisiyle bi tarafım üç buçuk ataraktan etrafa bakıyordum savunmamı hazırlarken :) Aklıma Ata Demirer’ in uzuneşek oynarken olanları anlattığı sahne geliyor sürekli :) “Aa yeter ama artık kıpırdanma olmasın, olacak bu yani artık hadi ama.” :) Dershanenin önündeki motoru gördüm, geri girdim Dallas finale. “Yok ben etüt metüt bi şey alıyım; olmadı polis çağırıyım; lan kesin öldürecek beni bu sefer; eminim.” Diye mızırdanmıştım :) Hala gülüyorum hatırladıkça.

 

Sonra Emir girdi kapıdan, elinde çiçeklerle. Gülşah kulağıma yaklaşıp “Onları da seni gömünce mezarına koyacak demek ki Aslııığ her şeyi hazırlamış çocuk.” Demişti. Lan gülsem mi ağlasam mı bilmiyorum. “Açıklayabilirim.” Demek istiyorum ama diyemiyorum; neyi açıklayacağım ki hem :) Beni görünce “Özür dilerim.” Dedi. Tövbee, az sonra yapacakları için özür diliyor herhalde diye düşünerekten “Ne için?” dedim. “Sana güvenmediğim için.” Dedi. Anlamaya çalışaraktan kuul görüntümü korumaya çalışıyorum. “Ne oldu da birden böyle düşünüyorsun?” dedim. Sanki ortada onun yaptığı büyük bi hata varmış izlenimi yarataraktan. :)..  Uzattığı çiçeklere karşılık yanağımı uzatıyorum, öpüyor sarılırken. Acaba sonra nasıl bi arbede yaşayacağımızı düşünmeyi erteledim :)

Onunla “iki hafta sonra ayrıldık.” Gibi basit bi son yazmayı ben de çok isterdim ama resmen burnumdan getirdi. Ne kadar çok kavga ettiğimizin hesabı yok. Allahtan devletim sonunda el koydu olaya. “Askere gidiyorum ben. İnşallah ölürüm de sevinirsin sen de” Dedi. “Cehennemin dibine git, ölürsün inşallah da sevinirim.” Dedim.

Aslında ben pekiyi pek hoş dersler çıkardım tarihten ama işte bi insan akılsız olmaya görsün, aynı hatayı yine yine yapar mı? En barizinden.. .

Şimdi hadi bulun da getirin kafamı vurabileceğim büyüklükte bi taş da görelim…



ASLI
 

Yorum (9) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->
Photobucket - Video and Image Hosting

Hakkımda

Çok Aslı Olan, Her Enzime Kofaktörlük Eden, Vitamin Ç'nin Blogu

Son yazılarım

Yeni Eğitim Öğretim Yılının Şeysine
AFFETTİM
ASLI BANA SİYAH DESENE
İğneyi Kendime Çuvaldızı da Bu Kapıdan İlk Girene
Kalk Gidelim Ele OH Dedirtme, Sevdiğini Kurda Kuşa Yedirtme
Bir Tutam Ürgüp
Bak Bir Varmış Bir Yokmuş
Kireç Çözücü
İlk Görüşte Aşk ve Dest-i İzdivacıma Mani Olan Cami İmamı
Polifonik Maziiden Alıntılara Devam
İtiraf Ediyorum
ZAMANI GELİNCE
Ben Sana Varacağım da Söyle Namuslu Musun?
Eeyore
Devamını Yazmayı Uygun Buluyorum
AYÇA
Peki Ya İyi Ki Doğmam?
Aşk Acısı Şeysi
Duçem Doğduydu Dün de
Pasifiğin Hafızası Yoktur
Geçmiş Günlerden Bir Defter
İnleyen Nameler
Nice Yıllar Annem
Sevgili Geçen Yazlık
KASIMDA AŞK BAŞKADIR

SAKİN - LALELER BEYAZ

Hey gidi hazırlık günleri... Hazırım ki artık...

Son Yorumlar

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
YEC
ALPERNATİF
VAVOŞUM
FİNCANIM
ÇAĞLAR
DİLHUN
BAŞAK

Kategoriler

>

Arkadaşlarım

bitti
kendimicin
nazarlik
umudum
yakupicik
dinledikce
evcimli
ender küçükl
gergin
kilit
sharquteri
Blogcu Yardım
missing86
sarkuteri
siberdevlet
ckemre
carpisanaraba
huysuzundunyasi
sunnycamehome
kurabiye
gunlugumm
obenim
ucnoktabirvirgul


Bu Blog HiçASLIyoK yapımıdır.